Özgürlük – Yazı 6

Boyun Eğmenin Ötesi: Otoritenin Maskesinde Saklı İktidar Oyunu

İlk beş yazıyı da okuman dileğiyle sevgili okur. Ama konuya buradan da dalabilirsin. İyi okumalar.

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-dogumdan-yalnizliga-ozgurlugun-en-ilkel-haliyle-tanisma

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-yalnizliktan-biata-guvende-kalmak-ugruna-ozgurlugu-reddetmek

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-mulkiyetin-bedeli-ozgurlugun-ekonomik-boyutu

Burdur’a Gittiler İddiası Sosyal Medyayı Karıştırdı: Antalya Valiliği Açıklama Yaptı
Burdur’a Gittiler İddiası Sosyal Medyayı Karıştırdı: Antalya Valiliği Açıklama Yaptı
İçeriği Görüntüle

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-gizil-gucler-icimizdeki-ozgurluk-katilleri

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-mazosist-teslimiyet-ve-sadist-egemenlik-kacamadigimiz-icsel-oyun

Önceki yazılarda soyutlanmış bireyin güven duygusundan yoksun oluşunu, yalnız kalmamak için sado-mazoşist eğilimler geliştirdiğini anlattım. Bu yazımda otorite ve güç kavramlarını açıklamaya çalışacağım.

OTORİTE VE GÜÇ

Otorite, kişinin başka bir kişiyi kendisinden üstün gördüğü, kişilikler arası bir ilişkidir. Otorite iki yolla sağlanır. --- Öğretmenlerinizi hayal edin --- İlki saygı, sevgi ve takdir ederk olur. Üzerinizde otorite kuran kişi ile pozitif bağlar geliştirirsiniz. diğeri ise korku, tehtit ve nefretle kurulur. Bu senaryo çok sağlıksız ve nevrotik durumlar ortaya çıkarır, kişinin dengesini bozar. Kişi dengesini tekrar sağlamak içinse bazı savunma mekanizmaları geliştirir.

Şimdi yukarıdaki 2 otorite çeşidini siyasetçiler üzerinde hayal edelim. 2. senaryodaki negatif (korku-nefret) otorite kurulduğunda kişi, psikolojisini ayakta tutmak amaıc ile, içindeki zararlı ve tehlikeli nefret, aşağılanma gibi duyguları bastırmalıdır. Bu durumu farklı yollarla ussallaştırır. Örneğin boyun eğdiği karakter kötü de olsa, taparcasına hayranlık besler. Beni yöneten kişi böylesine harikulade ya da kusursuz olduğuna göre, ona boyun eğmekten utanmamalıyım diye düşünür. Bir diğer yöntemi ise topluluğun da boyn eğmesini dayanarak alarak, sadece ben değilim herkes boyun eğiyor görüşüdür. Dolayısı ile normal bir davranış içindeyim diyerek içindeki çelişkiyi bastırır.

Bu tariflere uymayanları duyar gibiyim. Şu siyasetçiyi destekledim ama nefret ediyorum diyenleriniz var sanki :). Az önce bahsettiğim ussallaştırma kelimesinin altını çizelim. Ussallaştırma; aslında kişinin akıl, mantık ve şahsiyetine ters gelen bir durumu yaparken buna (rasyonel olmasa bile) bir mesnet oluşturmasıdır. Örneğin; şu siyasetçiye (yerel veya genel seçimlerde) oy verdim, aslında hiç de sevmem ama başka parti veya aday mı var? diyorsanız, tam üzerine bastınız ayağınızı kaldırın…

İnsanoğlu özgürlüğünü sınırlayan koşullara bayılır, yazgıya boyun eğmeyi sever. Yazgı her kişi için farklıdır. Mesela bir iş adamı için ekonomik yasalar onun yazgısıdır. Ona göre ekonomik kriz veya bolluk dönemlerinin hepsi insan iradesinin dışındadır ve bu gücün karşısında boyun eğmek zorundadır. Savaşların olması, dünyanın acılarla dolu olduğu ve bunun gibi kabuller hep bu mantığa dayanır. Dinsel açıdan yaratanın iradesi olarka kabul görür ve görev bilinci ile ussallaştırılır. Hal bu iken daha önce var olmamış bir şey istemek ya da ona kavuşmak için çaba harcamak çılgınlıktır. Bu durum farkındalığı oluşmamış kişilerin algısı dışındadır.

Otoriteye ve güce karşı bahsettiğim genel tutum insanların bir arada kalmasını sağlıyor. Ama demokrasinin gelişmediği düşük bilinçli toplumlarda, çok güçlü bir algı yönetim aracı haline gelmiş durumda. Bu konuyu biraz açalım.

Topluluk güçlü ve güçsüz oalrak ikiye ayrılır. Güçsüz olan halk, güçsüzlüğünü aşmak için tarihte türlü arayışlara girmiş, gücü elinde bulunduranların kontrol altında tutulabilmesi için farklı yönetim şekilleri denemiştir. Demokrasi ve güçler ayrılığı prensibi bu arayışın meyvesidir. Denetlenmeyen yürütme, diktatörlük demektir ve bu durumda tarih göstermiştir ki; güçsüz kitle hayati tehlike içerisindedir. Güçsüz kitle, yöneticilerine karşı iki tutum içindedir. İlki kitle için güç, belli bir grubu temsil etmesi veya bir ideolojinin felsefesi olduğu için değil, sadece güç olduğu için hayranlık uyandırır. Ve gücü gördüğü andaki sevgi kabarmasını engelleyemez. “Hüloğğğ” gibi naraların atılması, andaki sevgi patlaması sonucu, kişinin kontrol dışı verdiği tepkilerden biridir. İkinci tutumda ise, güç sahibi gücünü yitirdiğinde bu sevgi, aşağılama ve nefrete dönüşür. Aynı durum kitlenin karşısına gelen güçsüz karakter için de geçerlidir. Vahşi doğa gibi değil mi? Güçten düşen aslan sürüden kovulur, çünkü görevini yapacak güce sahip değildir. Veya sürüyü ele geçirmek için ortaya çıkan aslan duelloyu kaybederse, sürüye kabul edilmez, vb…

Kişi otorite karşısında önderinin uygun gördüğü acılara katlanmayı bir erdem olarak görür. En büyük erdem ise katlandığı acıyı sona erdirmek veya azlatmak değil, yakınmadan o acıyı çekmektir. Yazgıyı değiştirmemek, ona boyun eğmek bir kahramanlıktır. Acı çekmenin güzellendiği şarkılar, hikayeler ve daha nice anektot yazabilirim ama çok uzayacak. “Acı çekmek özgürlükse” diyerek bu kısmı bitiriyorum.

Otoriteci kişi için eşitlik kavramından söz edilemez. Eşitlik onlar için bir amaç değil ancak araç olabilir. Ona göre dünya güçlü-güçsüz, üstünler-aşağılar olarak iki gruptur. Egemenlik ve boyun eğme eğilimi üzerine kurulu bir yaşam şekli düşünün. Dayanışmaya yer yoktur. Cinsel, ırksal, inançsal farklılıklar onun için üstünlük ya da aşağılık belirtisidir.

Toplumun büyük kısmı tariflediğim yapıdaki insanlardan oluşuyor. O yüzden kimse düşüncesi, felsefesi, bilgisi veya liyakati yeterince yönetim gücünü alamıyor. Hepsi günümüzde ilkel manada “güç” demek olan para, nüfuz ve imaja (ağzı laf yapan, kalıplı, külhanbeyi modeli popüler) dayalı olarak koltukları dolduruyorlar. Bahsettiğim konular seçimlerimizi ve eylemlerimizi yaparken farkındalığımızı arttırmak üzerine küçük düşünce pratiklerinden ibaret.

Sağlıklı seçimler yapmak dileğiyle, hoşçakalın…

[email protected]