Özgürlük – Yazı 5

Selim Kutlu Yazdı, Mazoşist Teslimiyet ve Sadist Egemenlik: Kaçamadığımız İçsel Oyun

İlk dört yazıyı okumanı öneririm sevgili okur.

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-dogumdan-yalnizliga-ozgurlugun-en-ilkel-haliyle-tanisma

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-yalnizliktan-biata-guvende-kalmak-ugruna-ozgurlugu-reddetmek

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-mulkiyetin-bedeli-ozgurlugun-ekonomik-boyutu

https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-gizil-gucler-icimizdeki-ozgurluk-katilleri

Önceki yazılarda soyutlanmış bireyin güven duygusundan yoksun oluşunu , dürtü ve içgüdülerimizi anlattım. Bu yazıda biraz daha derine, tinsel aleme dalacağız. Keyifli okumalar.

Çağımızda bireye güven veren bağlar koparılmış, kişi dayanılmaz güçsüzlük ve yalnızlık ile başbaşa kalmıştır. Bu yalnızlık durumunu yenmenin iki yolu var.

Birincisi olumlu özgürlük dediğimiz, bireyin sevgi ve çalışmasıyla, duygusal ve zihinsel özelliklerinin gelişimiyle, dünya ve çevresi ile “kendiliğinden” bir bağ kurabilir. Birey özünden ödün vermeden kendisi, çevresi ve doğa ile bütünleşir.

İkinci yol ise özgürlüğünü feda ederek yalnızlığını yenmeye çalışmaktır. Benliğini teslim eden birey artık başka birşeyin parçası olur ve yalnızlığından kurtulur. Dayanılmaz kaygıyı yatıştırır ve yaşamı olanaklı kılar. Fakat altta yatan sorunları kapatmaz ve nevrotik sonuçları olur. Yaşadığımız toplum içindeki dengesiz halin hepimiz farkındayızdır sanırım. Bu çarpıklıkları açıklamaya çalışayım.

Burdur'da Rüzgarın Etkisiyle Büyüyen Yangın Korkuttu
Burdur'da Rüzgarın Etkisiyle Büyüyen Yangın Korkuttu
İçeriği Görüntüle

SADİZM - MAZOŞİZM

Önceki yazılarımda görüldüğü üzere birey; yalnız, güçsüz ve güvensiz bir konumdadır. Hal buyken toplumda ortaya çıkan mazoşist eğilimi görmemiz gerekiyor. Bu eğilim kişileri bilinç dışında değersiz ve önemsiz hissetmesine neden olur. Kişi kendini küçük ve zayıf görür. Olaylara egemen olamama eğilimindedir. Toplumda “dış güçler” söyleminin bu kadar tutmasının ve hiçbir rasyonel kanıtı yokken sahiplenilmesinin sebebi de bu eğilimdir. Bu kişiler kendilerinin dışındaki büyük güçlere uyma, boyun eğme eğilimindedirler. Kendi istediklerini yapmaya değil de kontrolü dışındaki büyük güçlerin güdümünde hareket etmeye hazırdır. Toplumumuzdaki biat kültürünün arkasında da bu eğilim bulunur ve hepimizde mazoşit eğilim (sapkınlık hali değil!) az-çok vardır.

Mazoşist kişiyi anlatırken toplumdaki karşılığını da tespit edersek daha rahat anlaşılacak. Zamanında yurt genelinde arabesk müzik kültürü, kendini jiletleyenler, acı çekmeye methiyeler düzenler sahiplenildi, özenildi ve ne kadar da tutuldu. Yakın süre önce haberlerde gördüğümüz, garsonların müşterilere kötü davrandığı restoranlara gidip keyif alanlar, işkence konseptli seks oyuncakları kullananlar vb. kötücül sonuçlardan keyif alınması hep yukarıda bahsettiğim eğilimin, kısmen sapkınlık derecesi sonuçlarıdır. Hepimizin içinde bir miktar olan bu eğilimin günyüzüne çıkan birkaç örneğini sıraladım.

İyi bir şeye ulaşmanın zor ve acılı bir süreç olduğu, rahatlık ve keyif içinde güzelliklere ulaşılamayacağı ile ilgili kabulde hepimiz mutabığızdır sanırım. Talph Waldo Emerson’un "Büyük işler başarmak için yalnız çalışmak gerekir; acı ve çalışma ekmeğimiz, şüphe ve aşağılanma payımızdır." sözü durumu açıklıyor. Daha bilineni “No pain, no gain” sözünü illa duymuşsunuzdur. Peki neden rahar bir ortamda çalışarak iyi bir şeye ulaşılmasın? Pek tabi mümkün ama bu fikir çoğunlukça kabul görmez çünkü üzgünüm ama hepimiz biraz mazoşistiz. O acı çekilecek. :)

Mazoşist eğilimde insanlar üzerinde yapılan deneylerde, bu kişilerin yalnızlık ve önemsizlik duygusuyla dolu olduğu gözlenmiştir. Anlattığım soyutlanmış, yalnız ve korku halindeki birey, birine bağlanmaya çalışır. Bu konyla ilgili Karamazof Kardeşler kitabından bir betimleme paylaşacağım sizinle: “Kendisinin, bu talihsiz yaratığın doğuştan getirdiği o özgürlük yeteneğini, elden glediğince çabuk ellerine teslim edeceği bir kimse bulmaktan daha ivedi bir gereksinimi yoktur”

Mazoşist kişinin tek amacı kendinden kurtulmaktır. Başka bir deyişle özgürlük diyeti denebilecek; yük, sorumluluk ve bilinmezlikten kurtulmak ister. Bu amaç bireyin ezici ölçüde güçlü olduğunu sandığğı bir kişi ya da güce boyun eğmesi ile sonuçlanır. Toplumu bu ruh haline neden sokmaya çalıştıklarını umarım anlatabiliyorumdur. Siyaset boyun eğen, kolayca yönlendirilebilen, bir topluluk ister. Bunun için de toplum mühendisliği, algı yönetim araçları kullanılır. Sonuç olarak da, kişi kendisi dışında ve kendisinden daha büyük ve daha güçlü bir bütünün parçası haline gelir, onun içinde erir ve ona katılır. Bu güç kişi, kurum, tanrı, ulus gibi şeyler olabilir. Sarsılmaz gücün parçası haline gelmekle kişi onun gücüne ve görkemine ulaşmış olur.

Şimdi de sadizmi inceleyelim. Burada acı vermek dürtünün özünü oluşturmaz. Sadist kişilerin ortak özelliği bir başka kişi veya kişilerin üzerinde eksiksiz bir egemenlik kurma, onu kendi iradesinin çaresiz bir nesnesi haline gtirme, mutlak yöneticisi olma isteğidir. Onu aşağılamak, esir almak bu amaca ulaşan yollardan bazılarıdır. Bir başka insana acı çektirmek, onu savunmasız bir şekilde acıya katlşanmak zorunda bırakmaktan daha büyük güç yoktur. insan üzerinde tam egemenlik kurmaktan zevk almak bu dürtünün yakıtıdır.

Sadizm yıkıcılık ile karıştırılır. Yıkıcı kişi nesneyi yok etmek, ondan kurtulmak ister. Sadist nesnesi üzerinde hükmettmek ister, dolayısı ile nesne yok olursa onu yitirmekten acı duyar. Bazı ailelerde bu durum gözlenir. Ailesine zulmeden bir (sadist) baba karakteri hayal edin. Eşi günün birinde resti çekip bavulunu toplarken ejderha gibi kükreyen baba karakteri bir anda uysallaşır. Veya bazı siyasetçileri seçimden önce ve sonra olarak hayal ederseniz bu duruma tam uyduğunu göreceksiniz. Nesnesini kaybetme korkusu çok etkilidir. Güç tutkusu sadizmin en belirgin özelliğidir.

Bu açıklamalardan sonra sadist ve mazoşist eğilim (tekrar edelim sapkınlık değil!) tencere kapak misali birbirine uyuyor. İki tarafın da ihtiyaçları karşılanıyor. Psikolojik açıdan simbiyotik bir yaşam şekli de diyebiliriz. Bu iki güdünün insanoğlunda olması bir bakıma normal karşılanmalıdır. Toplumu yönetenler ve yönetilenler olarak, itaat etme (kişinin istemediği bir şeyi yapma durumu) ve hükmetme rolünü oynayabilmemizin yakıtları bu güdüler. Evrim sürecinde güdülerimiz gelişmeseydi, sürü dağılır ve türümüz gelişemezdi. Sürüsünü oluşturamayan atalarımız doğal seleksiyonla çoktan elendiler. Fakat günümüzde bu özelliklerimiz sömürü aracı olarak kullanılıyor. Kendimizi tanımalı ve olaylara akılcı yaklaşabilmeliyiz.

Hoşçakalın…

[email protected]