Siyaset çoğu zaman ekranlarda gördüğümüz tartışmalardan, seçim afişlerinden ve kürsülerden ibaret sanılıyor. Oysa işin mutfağı bambaşkadır. Gerçek siyaset; aynı masaya oturabilmekte, zor zamanda omuz verebilmekte ve şahsi hesabı değil memleket hesabını öne koyabilmektedir.

Çünkü bir hareketi ayakta tutan şey sadece liderler değildir. Asıl mesele, o hareketin yetiştirdiği insan kadrosudur.

Bugün AK Parti’nin Burdur’daki uzun yürüyüşüne baktığımızda da aslında bunu görüyoruz. Yaklaşık çeyrek asırlık süreçte isimler değişti, görevler değişti, dönemler değişti… Ama teşkilatın omurgasını oluşturan o “hizmet anlayışı” büyük ölçüde varlığını korudu.

Burdur siyasetinde iz bırakmış isimleri düşündüğümüzde bunu daha net hissediyoruz.

Bayram Özçelik uzun yıllar milletvekilliği yaptı. Fakat siyaseti hiçbir zaman kişisel bir vitrin haline dönüştürmedi. Görevi; güç biriktirme değil, hizmet üretme alanı olarak gördü. Aynı şekilde Reşat Petek, Yasin Uğur, Mehmet Alp, Adem Korkmaz ve Mustafa Oğuz gibi isimler de halktan kopuk bir siyaset dili kurmadılar. Ankara’da olsalar da Burdur’un sokağını, köyünü, insanını unutmayan bir çizgide kaldılar.

Zaten Anadolu siyasetinde kalıcı olanlar da hep böyle isimlerdir.

Çünkü bu millet kibri değil, samimiyeti sever.

Teşkilat tarafında da benzer bir tablo görüyoruz. İbrahim Ekici’den Süleyman Fakı’ya, Ömer Bütüner’den Volkan Mengi’ye ve bugün görevi sürdüren Mustafa Özboyacı’ya kadar oluşan çizgide, Burdur’a hizmet etme gayreti ön plana çıktı. Elbette herkesin yöntemi farklı olabilir. Her dönemin dili, şartı ve mücadele biçimi değişebilir. Ama önemli olan, niyetin memleket olmasıdır.

Sabahattin Akkaya hocanın bıraktığı iz de bu noktada ayrı değerlidir. Çünkü siyasette en zor şeylerden biri, görev bittikten sonra insanların arkanızdan hayırla konuşmasıdır. Makamdayken alkış almak kolaydır; esas mesele makamdan indikten sonra da güven bırakabilmektir.

Ve açık konuşalım…

Bu kadar büyük yapılarda fikir ayrılıklarının olması da son derece normaldir. Hatta biraz da gereklidir. Çünkü tamamen sessiz yapılar çoğu zaman ya korkunun ya da kopuşun işaretidir. Farklı fikirlerin konuşulduğu yerlerde hayat vardır.

Önemli olan mesele; tartışmanın fitneye dönüşmemesidir.

Bazen küçük görüş ayrılıkları büyütülüyor, dedikodu mekanizması devreye giriyor, ardından dışarıdan bakanlar meseleyi “dağılma” gibi okumaya çalışıyor. Oysa teşkilat kültürü olan yapılarda insanlar zaman zaman farklı düşünse bile, günün sonunda aynı hedefte birleşmesini bilir.

Çünkü mesele şahıs değil, memlekettir.

Burdur’da Eski Eş Dehşeti: Silahla Yaralayıp Kaçtı
Burdur’da Eski Eş Dehşeti: Silahla Yaralayıp Kaçtı
İçeriği Görüntüle

Bugün Burdur insanının en güçlü taraflarından biri de budur aslında. Bu şehir vefayı bilir. Kimin gerçekten hizmet ettiğini, kimin sadece görüntü verdiğini zaman içinde mutlaka ayırır. Burdur insanı sert konuşabilir ama kolay kolay nankörlük yapmaz. Samimiyeti de yapaylığı da hisseder.

Siyaset gelip geçicidir.

Makamlar değişir.

İsimler değişir.

Ama insanın bıraktığı iz kalır.

Bir şehirde asfalt kadar güven de önemlidir. Beton kadar karakter de önemlidir. Çünkü siyaset sadece bina yapmak değil, aynı zamanda gönül kırmadan yürüyebilmektir.

Günün sonunda insanlar şunu hatırlar:

Kim bu memlekete yük oldu, kim omuz verdi?

Kim sadece konuştu, kim taşın altına elini koydu?

Ve inanıyorum ki sonunda her zaman aynı şey kazanır:

Samimiyet.

Çünkü siyaset uzun bir yolculuktur ama insanlık hepsinden daha uzun bir iz bırakır.