Bir memleketin gerçek zenginliği bankalardaki rakamlarla, göğe yükselen binalarla, büyüyen alışveriş merkezleriyle ölçülmez. Asıl zenginlik; bayram sabahı erkenden kalkan bir annenin telaşında, öpülmek için uzatılan buruşuk bir elde, “bayram hatırına” denilip bitirilen kırgınlıklarda saklıdır. Eğer bugün hâlâ bir kapı çalınıyorsa, bir büyüğün gönlü alınıyorsa, bir yetimin başı okşanıyorsa; bu millet henüz ruhunu tamamen kaybetmemiş demektir.

Ramazan Bayramı, sadece bir dini gün değil; insanlığımızın önüne konmuş ciddi bir imtihandır.

Bir ay boyunca oruç tuttuk. Aç kaldık, susadık, bekledik. Ama işin hakikati şudur: Oruç sadece mideyi terbiye etmek için tutulmaz. Oruç, insanın nefsine çekilmiş bir settir. Kibre “dur” demektir. Öfkeye gem vurmak demektir. Bencilliği dizginlemek demektir. Sofradan uzak kalırken aslında hırslarımızdan da uzak kalmayı öğrenmemiz gerekir. İftar sofraları yalnızca akşam ezanını bekleyen insanların yeme içme vakti değildir; paylaşmanın, bölüşmenin, başkasını düşünmenin mektebidir.

Şimdi o sabrın ardından bayrama ulaştık.

Ama burada insanın kendisine sorması gereken asıl soru şudur: Biz gerçekten bayrama ulaştık mı, yoksa sadece takvimde yazan bir güne mi geldik?

Çünkü bugün en büyük problemimiz şudur: Modern hayat, insanı kalabalıkların içinde yalnızlaştırdı. Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp komşusunun adını bilmeyen insanlar çoğaldı. Aynı asansöre binip göz göze gelmeden inenler, aynı sokakta yürüyüp birbirine selam vermeyenler, aynı sofrada oturup birbirinin yüzüne değil telefona bakanlar arttı. Evler büyüdü ama gönüller küçüldü. Kapılara takılan çelik kilitler hırsızdan korudu belki ama komşuyu da dışarıda bıraktı. Güvenlik arttı ama samimiyet azaldı.

İşte bayram, tam da bu pas tutmuş gönül kapılarını yeniden açmak için vardır.

Bazen bir telefon, bazen içten yazılmış kısa bir mesaj, bazen de ansızın çalınan bir kapı zili… İnsan ilişkilerinde yıllardır biriken buzları tek bir cümle eritebilir: “Bayramın mübarek olsun.” Çünkü samimiyetin dili uzatmaya ihtiyacı yoktur. İçten çıkan birkaç kelime, gösterişli cümlelerden daha güçlüdür. Bayram, dargınlıkları taşımak için değil; yükleri indirmek için gelir.

Bugün baklavalar açılmış olabilir, sofralar donatılmış olabilir, yeni elbiseler giyilmiş olabilir. Ama açık konuşalım: Bayramın bereketi şerbette değil, niyettedir. Bayramın ruhu vitrinde değil, vicdandadır. Bir insan bütün evi parlatıp gönlünü karartmışsa, bütün bayramlıkları giyip kibri üzerinden atamamışsa, o bayram sadece görüntüde kalır.

Gölhisar Belediye Başkanı İbrahim Sertbaş'tan Ramazan Bayramı Tebriği
Gölhisar Belediye Başkanı İbrahim Sertbaş'tan Ramazan Bayramı Tebriği
İçeriği Görüntüle

Dünya değişiyor. Şehirler büyüyor. Teknoloji hızlanıyor. Ama insan, bütün bu gelişmenin ortasında gitgide daha yorgun, daha kırgın, daha yalnız bir hale geliyor. İşte bayramlar, bu yalnızlığa karşı kurulmuş son kalelerden biridir. Bayram sabahı omuz omuza kılınan namaz, ardından kurulan kahvaltı sofraları, büyüklerin ziyaret edilmesi, çocukların sevindirilmesi, mezarlık başında edilen dualar… Bunların her biri, ruhsuzlaşan hayata karşı verilmiş sessiz ama güçlü bir cevaptır.

Asıl mesele yeni ayakkabı giymek değil, eski kırgınlığı çıkarmaktır.
Asıl mesele tatlı ikram etmek değil, tatlı dili yeniden hatırlamaktır.
Asıl mesele bayram mesajı göndermek değil, gerçekten bir gönle dokunabilmektir.

Bir kapıyı çalmak, sadece ziyaret değildir. “Seni unutmuyorum” demektir. Bir büyüğün elini öpmek, sadece gelenek değildir; vefanın hâlâ ölmediğini göstermektir. Bir kırgınlığı bitirmek ise karşı tarafa değil, önce insanın kendi içine yaptığı en büyük iyiliktir. Çünkü insan en çok kendi içinde taşıdığı kavgadan yorulur.

Bugün kendimize dürüst olalım. Takvimde bayram olabilir. Peki gönlümüzde de bayram var mı? Yoksa bayramı da diğer günler gibi şekle, gösterişe, prosedüre mi çevirdik? Bayramı sadece tatil zanneden bir zihin, onun ruhunu çoktan kaybetmiş demektir.

Unutmayalım: Bayram, takvim yapraklarında yazan kırmızı bir gün değildir. Bayram; bir gönlün, başka bir gönle içtenlikle açıldığı anda başlar. Bir yetimin yüzü güldüğünde, bir annenin duası alındığında, bir babanın eli öpüldüğünde, bir dargınlık sona erdiğinde gerçek bayram orada olur.

Gelin bu bayram şekli değil, özü kurtaralım. Mesajı değil, muhabbeti çoğaltalım. Gösterişi değil, samimiyeti büyütelim. Çünkü bu çağın en büyük fakirliği parasızlık değil; sevgisizlik, vefasızlık ve gönül yoksulluğudur.

Gönüllerinizin bayram sevinciyle dolduğu, evlerinizin huzur ve bereketle şenlendiği bir bayram diliyorum.

Ramazan Bayramınız mübarek olsun.