Bazı duygular vardır; insana umut verir.

Yardımlaşma da onlardan biridir.

Bir afet olur… Daha acının ilk saatlerinde insanlar yardım edebilmek için sıraya girer. Kimi bir battaniye gönderir, kimi mutfağındaki erzağı paylaşır, kimi de belki bir çocuğun elinden tutacak kadar küçük ama yüreği kadar büyük bir bağış yapar.

Bucak TSO, İş Dünyasının Finansman Taleplerini Banka Yöneticilerine İletti
Bucak TSO, İş Dünyasının Finansman Taleplerini Banka Yöneticilerine İletti
İçeriği Görüntüle

Yardımın miktarı değişir ama niyet aynıdır.

Çünkü bu millet, başkasının derdiyle dertlenmeyi bilir.

Belki de bizi asırlardır ayakta tutan en önemli değerlerden biri budur.

İşte bu yüzden hayır dernekleri ve yardım kuruluşları sıradan kurumlar değildir. Onlar, insanların sadece bağışlarını değil, güvenlerini de emanet ettikleri kurumlardır.

Tam da bu nedenle son yıllarda zaman zaman duyduğumuz bazı haberler insanın içini burkuyor. Bir yardım kuruluşuyla ilgili ortaya atılan bir iddia bile, sadece o kuruma zarar vermiyor. Gerçekten gece gündüz çalışan, tek amacı ihtiyaç sahibine ulaşmak olan nice dürüst insanın emeğini de gölgeliyor.

Çünkü güven öyle kolay kazanılmıyor. Bazen yıllarca emek vererek inşa ediliyor; ama bir yanlış, bir ihmal ya da bir suistimal iddiası o güveni birkaç günde sarsabiliyor.

Onun için şu soruyu sormaktan çekinmemeliyiz:

Vicdanımızı emanet ettiğimiz kurumlar, bu emaneti nasıl koruyor?

Bana göre bunun iki temel güvencesi vardır.

Birincisi devletin denetimidir.

Toplanan bağışların nerelere harcandığı, yardımların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı, gelir ve giderlerin mevzuata uygun yürütülüp yürütülmediği düzenli olarak denetlenmelidir. Çünkü denetim, dürüst çalışan kurumların yükü değil, güvencesidir.

İkincisi ise toplumun denetimidir.

Bugün teknolojinin sunduğu imkânlarla bunu yapmak hiç de zor değil. Bir yardım kuruluşu, topladığı bağışları, yaptığı harcamaları, yürüttüğü projeleri ve ulaştığı insanları düzenli olarak kamuoyuyla paylaşabilir.

Şeffaflık kimseyi zayıflatmaz.

Tam tersine, güveni büyütür.

Bağış yapan insanlar verdikleri desteğin gerçekten bir öğrencinin bursuna, bir hastanın ilacına, bir ailenin sofrasına ya da bir yetimin yüzündeki tebessüme dönüştüğünü bilmek ister.

Çünkü insanlar aslında para vermiyor.

Vicdanlarını emanet ediyor.

Bir başka önemli konu da bu emaneti taşıyan insanlardır.

Bir hayır derneğini yönetmek bana göre sadece idari bir görev değildir. Aynı zamanda büyük bir ahlaki sorumluluktur.

Bu kurumların başında bulunan insanlar, toplumun güvenini temsil eder. Dürüstlükleriyle, geçmişleriyle, hayat tarzlarıyla insanlara güven vermelidirler. Çünkü yöneticinin şahsında oluşan en küçük bir güven kaybı, bazen yıllarca oluşturulan kurumsal itibarı da zedeleyebilir.

Elbette hiçbir insan peşinen suçlanamaz.

Hiç kimse hakkında dedikodularla hüküm verilemez.

Ama hayır kurumları söz konusu olduğunda toplumun şeffaflık istemesi de en doğal hakkıdır. Çünkü emanet edilen şey yalnızca para değildir; insanların iyi niyetidir.

Hayat bize şunu öğretiyor:

İyilik kadar, iyiliğe duyulan güven de korunmalıdır.

Eğer insanlar bir gün “Acaba verdiğim yardım gerçekten yerine ulaşıyor mu?” diye tereddüt etmeye başlarsa, bunun zararını sadece bir dernek görmez.

Belki de kapısını çalmasını beklediği yardım geciken bir yetim, sıcak bir çorbayı bekleyen bir yaşlı ya da burs bekleyen bir öğrenci görür.

İşte bu yüzden denetim, iyiliğe duyulan güvensizlik değildir.

Denetim, iyiliği korumanın en sağlam yoludur.

Çünkü vicdan da bir emanettir.

Ve emanet, ancak güvenle taşınır.