“Kırkayağa sormuşlar:
‘Nasıl yürüyorsun?’
Kırkayak durmuş, düşünmüş ve bir daha yürüyememiş.”
Bu küçük hikâyenin altında büyük bir hayat meselesi var.
İnsan bazen yaptığı şeyi düşündüğü için değil, fazla düşündüğü için yapamaz hâle gelir.
Elbette düşünmek gerekir. Hesap yapmak, ihtimalleri görmek, riskleri değerlendirmek insanı birçok hatadan korur. Belli bir yaştan sonra insan tecrübesiyle hareket etmeye başlar. Daha önce düştüğü çukuru bilir, insanları biraz daha iyi tanır, hangi yolun nereye çıkabileceğini az çok kestirir.
Ne var ki tecrübenin görünmeyen bir tehlikesi vardır:
İnsanı korurken cesaretini azaltabilir.
Gençken bir işe girişirsiniz, “Olmazsa ne olur?” diye fazla düşünmezsiniz. Yola çıkar, yeni insanlarla tanışır, aklınıza gelen fikri denersiniz.
Yıllar geçtikçe zihnin önüne sorular dizilmeye başlar:
“Ya olmazsa?”
“Ya insanlar ne derse?”
“Ya başarısız olursam?”
“Ya pişman olursam?”
Hepsi makul sorulardır. Ama hayatın ironisi şudur: Makul soruların sayısı arttıkça bazen yaşama cesaretimiz azalır.
Bir arkadaşınız, “Yeni bir dil öğreneceğim” der.
Hemen hesap başlar:
“Bu yaştan sonra öğrenilir mi?”
“Çeviri uygulamaları varken değer mi?”
“Ya aylarca uğraşıp yine konuşamazsam?”
Belki bütün soruların bir karşılığı vardır. Ama ortada henüz öğrenilmiş tek bir kelime bile yoktur. İnsan daha ilk dersi almadan sonucun muhasebesini yapmaya başlamıştır.
Oysa bazı yollar yürüdükçe açılır.
Bugün hayatımızı hiç olmadığı kadar ölçüyoruz. Saatimiz attığımız adımları sayıyor, telefonumuz ekran süremizi hesaplıyor. Navigasyon gideceğimiz yolu dakikasıyla gösteriyor, yapay zekâ kararlarımız için ihtimaller çıkarıyor.
Bütün bunlar hayatımızı kolaylaştırıyor. Fakat bu kolaylıkların arasında yeni bir yanılgıya düşebiliriz:
Her şeyi ölçebiliyorsak, her şeyi kontrol edebileceğimizi sanmak.
Oysa hayatın en önemli kararlarında elimizde çoğu zaman kesin veri yoktur.
Evlendiğiniz insanla otuz yıl sonra nasıl bir hayatınız olacağını bilemezsiniz. Başladığınız işin sonucunu tam olarak hesaplayamazsınız. Bugün tanıştığınız bir insanın yıllar sonra hayatınızda nasıl bir yer tutacağını göremezsiniz.
Hayat biraz da belirsizliğin içine yürüyebilme cesaretidir.
Bazen düşünmekle tereddüt etmeyi de birbirine karıştırıyoruz.
Düşünce bir yol haritası çizer. Tereddüt ise haritayı katlayıp açmaktan bir türlü yola çıkmaz.
Bir konuşmayı kafamızda on defa prova ederiz. Karşımızdaki ne der, biz ne cevap veririz, sonra o ne düşünür…
Sonunda konuşmayız.
Bir yere gitmek isteriz. Masrafını, yolunu, zamanını, ihtimallerini hesaplarız.
Sonunda gitmeyiz.
Bir işe başlamak isteriz. Başarısızlık ihtimalini o kadar büyütürüz ki daha başlamadan vazgeçeriz.
Sonra yıllar geçer.
Ve insan bazen yaptığı yanlışlardan çok, yapmaya cesaret edemediği şeyleri düşünmeye başlar.
Peki hiç hesap yapmayalım mı?
Elbette yapalım.
Düşünmeden yaşamak cesaret değil, çoğu zaman tedbirsizliktir. Ev alırken hesabımızı yapalım. İş kurarken riskimizi ölçelim. Paramızı hesapsız harcamayalım. Hayatımızı etkileyecek büyük kararlarda acele etmeyelim.
Ama dostluğun, sevginin, merakın, öğrenmenin, yolculuğun, yeni bir başlangıcın önüne de sürekli hesap makinesi koymayalım.
Çünkü hayat yalnızca kaybetmemek üzerine kurulursa, kazanılabilecek pek çok şey de kaybedilir.
İnsan bazen yanılacaktır. Bazen yanlış insana güvenecektir. Bazen başladığı işi tamamlayamayacaktır. Bazen gittiği yer umduğu gibi çıkmayacaktır.
Ama bazen de hiç beklemediği bir kapı açılacaktır.
Belki hayatımızdaki en güzel dostluk, tesadüfen tanıştığımız biriyle başlayacaktır. Belki “Bir deneyeyim” diyerek başladığımız bir iş hayatımızın yönünü değiştirecektir. Belki gitmesek hiç görmeyeceğimiz bir yerde, hiç tanımayacağımız insanlarla karşılaşacağız.
Bunların hiçbirini önceden hesaplayamayız.
Zaten hayat dediğimiz şey biraz da budur.
Sözün Özü
Biz bazen hayatı öyle doğru, öyle güvenli, öyle kusursuz yaşamaya çalışıyoruz ki yaşamayı erteliyoruz.
Tedbirimizi alalım, hesabımızı yapalım, tecrübemizi küçümsemeyelim. Ama bütün ihtimallerin hesaplanmasını beklersek hiçbir zaman yola çıkamayız.
İnsanın önündeki yolun tamamını görmesi gerekmez.
İlk adımı görmek yeterlidir.
Çünkü bazı şeyler düşünerek değil, yürüdükçe öğrenilir.





