Geçenlerde kızımla sohbet ederken ona sordum:

“Siz gençler bizim tecrübelerimizi artık geçerli bulmuyor musunuz, yoksa öğüt dinlemekten mi sıkılıyorsunuz?”

Hiç düşünmeden cevap verdi:

“Öğüt almaktan sıkılıyoruz. Bir kere duydun, iki kere duydun, üç kere… Artık ezberliyorsun.”

Biraz düşündüm. Haksız da sayılmazdı.

“Biz sizin yaşınızdayken…”

“Hayat sandığınız kadar kolay değil.”

“Zamanınızın kıymetini bilin.”

Bu sözleri çocuklarımıza kaç defa söylemişizdir, kim bilir?

Elbette kötü niyetimiz yok. Bizim yaptığımız hataları yapmasınlar, çektiğimiz sıkıntıları çekmesinler istiyoruz. Ama bazen aynı şeyleri o kadar çok tekrarlıyoruz ki söylediklerimizin anlamı kayboluyor.

Merak ettim:

“Peki sizinle nasıl konuşalım? Soru mu soralım, hikâye mi anlatalım?”

“Öyle bir seçeneğim yok,” dedi. “İnsanlarla her şey konuşulur ki. Sohbete göre soru da olur, hikâye de.”

Bu cevap beni düşündürdü.

Kızımla sohbet ederken farkında olmadan onu sorguya çekmeye başlamıştım. Sanki her konuşmamızın sonunda ona bir şey öğretmem gerekiyordu.

Oysa karşımda yalnızca benimle konuşmak isteyen kızım vardı.

İnsan bazen bir şey anlatmak, birlikte gülmek, düşüncelerini paylaşmak ister. Her sohbetten mutlaka bir ders çıkarmak gerekmiyor.

Belki de biz büyükler bunu unutuyoruz.

Aynı Dünyada Büyümedik

Sohbetimiz devam ederken konu hayatı planlamaya geldi.

“Hayatı akışına bırakmak lazım,” dedi kızım.

“Ben her şeyi fazla hesaplıyorum galiba,” dedim.

“Olabilir. Eskiden fırsat yoktu, o yüzden öyledir. Benim çocukluğumla seninki bambaşka.”

Gerçekten de aynı dünyada büyümedik.

Bizim çocukluğumuzda bilgiye ulaşmak için kitap arar, kütüphaneye giderdik. Bugün gençler merak ettikleri pek çok şeyi saniyeler içinde öğrenebiliyor.

Ama bu, hayatlarının daha kolay olduğu anlamına gelmiyor.

Bizim zamanımızda imkânlar azdı. Bugün seçenekler çok, belirsizlikler de fazla.

Biz bazen fırsat bulamadığımız için üzülürdük. Onlar hangi fırsatı değerlendireceklerini bilemedikleri için kaygılanıyor.

Bir de sosyal medya var. Gençler her gün başkalarının hayatlarını izliyor. Biri yurt dışında okuyor, biri genç yaşta iş kurmuş, bir başkası dünyayı geziyor.

Ama o görüntülerin arkasındaki başarısızlıklar, sıkıntılar ve hayal kırıklıkları çoğu zaman görünmüyor.

Üstelik iş bulma ve gelecek kurma kaygıları da var.

Biz onların sabırsızlığından yakınıyoruz.

Peki, biz ne kadar sabırlıyız?

Bir genç konuşurken sonuna kadar dinliyor muyuz? Yoksa daha sözünü bitirmeden kendi tecrübelerimizi mi anlatıyoruz?

Kendi adıma bu soruya gönül rahatlığıyla olumlu cevap veremiyorum.

Hata Yapmadan Öğrenilir mi?

Elbette büyüklerin tecrübeleri değerlidir.

Dostluk hâlâ emek istiyor. Güven zamanla oluşuyor. Başarı için çalışmak gerekiyor.

Ama bizim tecrübelerimizin değerli olması, gençlerin düşüncelerini önemsiz kılmıyor.

Biz onların hata yapmasını istemiyoruz. Onlar ise kendi kararlarını vermek istiyor.

Kendi gençliğime baktığımda düşünüyorum:

En çok ne zaman öğrendim? Büyüklerimin öğütlerini dinlediğimde mi, yoksa kendi hatalarımla karşılaştığımda mı?

Doğrusu, birçok şeyi yaşayarak öğrendim.

Öyleyse çocuklarımızı bütün hatalardan korumaya çalışmak ne kadar doğru?

Elbette tehlikeler karşısında onları yalnız bırakamayız. Ama her farklı tercihlerini yanlış sayarak kendi yollarını bulmalarını da zorlaştırabiliriz.

Bir de gençlerin bizi anlaması gerekiyor.

Çünkü bizim fazla tedbirli, bazen de gereğinden fazla endişeli davranmamızın arkasında yaşadığımız bir hayat var. Korkularımız, kayıplarımız, gerçekleşmeyen hayallerimiz var.

Birbirimizi anlamak, her konuda aynı düşünmek demek değil. Önemli olan farklı düşündüğümüzde konuşmaktan vazgeçmemek.

O gün kızımla sohbet etmeye ona bir şeyler öğretmek düşüncesiyle başlamıştım.

Sohbetin sonunda ise bir şey öğrenen ben oldum.

Burdur’un Kemer İlçesinde 100 Yıllık Hasret Sona Eriyor! Musluklardan Su Akması İçin Geri Sayım Başladı
Burdur’un Kemer İlçesinde 100 Yıllık Hasret Sona Eriyor! Musluklardan Su Akması İçin Geri Sayım Başladı
İçeriği Görüntüle

Üstelik kızım bana öğüt vermemişti. Yalnızca düşüncelerini söylemişti.

Ben de bu defa onu dinlemiştim.

Belki de kuşaklar arasındaki mesafeyi büyüten yaş farkımız değil, birbirimizi dinlerken bile kendi söyleyeceklerimizi düşünmemiz.

Çünkü bazen bir insanı anlamanın en güzel yolu, ona öğüt vermeden yalnızca dinleyebilmektir.