Uzaktan bakınca, başkasının acısı insana hep biraz hafif geliyor galiba.

Gazetede gözümüz bir habere takılıyor; kumar yüzünden dağılan hayatlar, uyuşturucuya kurban giden gençler, ekranın karşısında kaybolan çocuklar… “Tüh” diyoruz, üzülüyoruz, sonra kendi çayımızı karıştırmaya devam ediyoruz.

Çünkü ateş kendi ocağımıza düşmedikçe, yangını biraz da uzaktaki duman sanıyoruz.

Son zamanlarda bağımlılıkla mücadele eden bir dernekle yolum kesişti. İnsanlarla oturdum, aileleri dinledim. Açık söyleyeyim, o kapıdan içeri girdikten sonra benim de bu meseleye bakışım değişti.

Dışarıdan yorum yapmak ne kadar kolaymış, içeride yaşananı görmek ne kadar ağır…

Bir annenin evladının gözlerinin içine bakarken duyduğu çaresizliği hangi istatistik anlatabilir? Bir babanın “Ben nerede hata yaptım?” derken kısılan sesini hangi rapora sığdırabilirsiniz?

Sokakta bir engelli gördüğümüzde “Hepimiz birer engelli adayıyız” deriz. Çünkü hayatın ne getireceğini bilmiyoruz.

Ama bağımlılık söz konusu olduğunda nedense başka türlü düşünüyoruz:

“Bizim evde olmaz.”

“Ben çocuğumu iyi yetiştirdim.”

“Bizim ailemize uğramaz.”

Belki de en büyük yanılgımız bu “Bize bir şey olmaz” rehaveti.

Avukat Arabulucu Mahmut Korkmaz 12. Yargı paketi ile ilgili beklentileri sıraladı
Avukat Arabulucu Mahmut Korkmaz 12. Yargı paketi ile ilgili beklentileri sıraladı
İçeriği Görüntüle

Oysa bağımlılık kimsenin diplomasına, cüzdanına, makamına bakmıyor. Bazen yalnızlıktan sızıyor içeri, bazen bir kırgınlıktan, bazen arkadaş çevresinden, bazen de “Bir kereden ne çıkar?” merakından.

Üstelik sadece maddeden söz etmiyoruz.

Kumarı var, alkolü var, ekranı var, oyunu var…

Şekli değişiyor ama insanın hayatından götürdükleri birbirine çok benziyor.

Şunu gördüm:

Yangın evi sardıktan sonra itfaiyeyi çağırmak yetmiyor. Asıl mesele, yangın çıkmadan önce ne yaptığımız.

Gerçekten dinliyor muyuz çocuklarımızı?

Eve geldiğinde hâlindeki değişikliği fark ediyor muyuz?

Arkadaşlarını tanıyor muyuz?

Yoksa aynı evde, herkes kendi ekranına gömülmüş, birbirimizin hayatından habersiz mi yaşıyoruz?

Çünkü hayat boşluk kabul etmiyor.

Biz o boşluğu sevgiyle, sohbetle, sporla, sanatla, arkadaşlıkla, bir amaçla ve yaşama sevinciyle dolduramazsak başka şeyler gelip doldurabiliyor.

Bu nedenle bağımlılık yalnızca bağımlı olan kişinin ve onun kahrolan ailesinin meselesi değildir.

Komşunun, öğretmenin, okulun, devletin, sivil toplumun; kısacası hepimizin meselesidir.

Bugün başkasının evini yakan ateşin yarın hangi kapıya yaklaşacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.

Bu süreçten benim zihnimde kalan cümle şu:

Bağımlılıkla mücadele, insan kaybolduktan sonra değil; henüz kaybolmadan başlar.

Belki artık “Bizim başımıza gelmez” demek yerine başka bir soru sormalıyız:

Gelmemesi için bugün çocuklarımızın hayatında hangi boşluğu dolduruyoruz?