Merhaba sevgili okur. Günün anlam ve önemine binaen birkaç satır karaladım. İyi okumalar.

Mesleğim gereği ömrüm; bu ülkenin taşı ve toprağını şekillendirmekle, imar hukukunun kuralları ve kentimizin, ülkemizin geleceği üzerine kafa yormakla geçiyor.

Bir milletin inşa ettiği ortak çatıyı düşündüğümüzde, bu meseleyi sadece teknik hesaplarla veya fiziksel malzemelerle açıklamak imkânsız. Bugün 29 Ekim coşkusunu yaşarken hepimizin durup sorması gereken hayati bir soru var: Bu Cumhuriyet neyin üzerinde kuruldu, temelinde ne var? 1985 yılında doğmuş, 40’lı yaşlarına adım atan, Cumhuriyetin parasız okullarında yetişmiş bir çocuğuyum ve görüyorum ki geçmişle bağımız çok zayıf. Cumhuriyetin ilk jenerasyonları da artık aramızda değil ve geçmiş hatırlanmaya muhtaç. Bu durum, Cumhuriyetin değerini anlama naktasında hafıza kopukluğuna yol açıyor. Oysa bilinmelidir ki Cumhuriyet gökten zembille inmedi; biz millet olarak aslında yerle bir olan evimizi sıfırdan, kendi ellerimizle yeniden inşa ettik.

O zaman baştan başlayalım, Cumhuriyet birtakım dar kalıplara hapsedilecek soyut bir ideoloji değildir. Hatta doğrudan ideoloji de değildir. En saf, en yalın anlamıyla bir ulusun yeryüzünden silinmeye, yok olmaya karşı verdiği topyekûn bir ölüm kalım savaşıdır. Aksi yönde manipülatif, hayal ürünü, mücadeleyi karalayan söylemler, yurdumuzun işgal altında olduğu günlerden kalan bazı artıklara aittir ve kulak asılmamalıdır. Cumhuriyet’in kurulduğu temeli anlayabilmek için, Kurtuluş Savaşı’ndan çok daha geriye gitmek; altı yüz yıllık bir imparatorluğun nasıl çöktüğünü, o koca yapının kolonlarının nasıl tek tek kırıldığını doğru okumak gerekir.

Nereden geldiğimizi bilemzsek, gideceğimiz istikameti tespit etmek zor. Dolaysı ile bu noktada meraklıları için biraz sıkıcı olabilir ama bilgileri tazelemek yakın tarihimizi adına hatırlayalım.

Osmanlı İmparatorluğu aslında 18. yüzyıldan itibaren içten içe parçalanmaya başlamış, fakat adı ve şaşaası bir süre daha sürdürülmüştü. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) bu çöküşün geri dönülmez kırılma noktalarından biri oldu. Çar Aleksandr’ın dönemin Avrupalı güçlerine çektiği telgrafta geçen "Yüzyıllardan bu yana Avrupa'yı ve uygarlığımızı rahatsız eden Türk egemenliğine son vermenin bize nasip olmasını İsa'nın lütfu sayıyorum" sözleri, Batı’nın bu coğrafyaya dair niyetini açıkça ortaya koyuyordu. Rus orduları Yeşilköy’e kadar gelip Zafer Anıtı diktiğinde, millet derin bir kâbusla uyandı. Yunanistan daha önce bağımsızlığını ilan etmişti; ardından Sırbistan, Karadağ, Romanya ve Bulgaristan koptu. Rumeli elden çıktı, Doğu Anadolu’nun mühim kentleri Rus işgalinde kaldı, Kıbrıs İngiltere’ye verildi.

Burdur’da 1028 Kişiye İş Fırsatı! İŞKUR Başvuruları Başladı: Günlük 1.375 TL Ödeme Yapılacak
Burdur’da 1028 Kişiye İş Fırsatı! İŞKUR Başvuruları Başladı: Günlük 1.375 TL Ödeme Yapılacak
İçeriği Görüntüle

Kurtuluş Savaşı’nın sadece on yıl gerisine gittiğimizde yıkımın hızlandığını görürüz. 1911 Trablusgarp Savaşı ile Kuzey Afrika tamamen kaybedildi. 1912 Balkan Harbi patlak verdiğinde Bulgar orduları Çatalca önlerine kadar dayandı. Asırlarca vatan bildiğimiz topraklardan sökülüp atılan yüz binlerce muhacir, aç ve perişan halde Anadolu’ya sığındı. Ege adaları kaybedildi; On İki Ada İtalyanların, Kıbrıs ve Mısır İngilizlerin hâkimiyetine geçti. Hemen ardından gelen Birinci Dünya Savaşı’nda Sarıkamış’ta 90 bin vatan evladı bir kurşun bile atamadan donarak can verdi. Çanakkale’de 200 bin şehit verilerek destansı bir savunma yapıldı ama savaşın sonunda payitaht İstanbul da dâhil olmak üzere tüm memleket işgale uğradı. 1919’a gelindiğinde İzmir’e Yunan, Antalya’ya İtalyan, İskenderun ve Antakya’ya Fransız kuvvetleri ayak bastı; Kars uzun süren bir Rus işgalinin pençesindeydi.

Bir ucu Viyana’da, öbür ucu Basra Körfezi’nde, Kafkaslar’dan Cezayir’e uzanan bir imparatorluktan Türklere geriye ne bırakılmak istenmişti? 1920 tarihli Sevr Antlaşması, bu toprakların mimarisini kökünden kazıma planıydı. Sevr haritasına baktığınızda, Türklere Anadolu’da layık görülen alanın kuzeyde Zonguldak ile Giresun, güneyde Bilecik, Afyonkarahisar ve Kayseri arasına sıkıştırılmış, doğuda Tunceli’yi içine alan küçücük bir cepten ibaret olduğunu görürsünüz. Trabzon’dan Van’a kadar olan bölge Wilson prensipleri doğrultusunda planlanan bir Ermenistan’a bırakılıyor; Siirt’in güneyi İngilizlere, Tokat ve Sivas’ın güneyi Fransızlara, İzmir ve Ege adaları Yunanistan’a veriliyor, Boğazlar ise uluslararası bir idareye devrediliyordu. Osmanlı hanedanının kendi varlığını koruma adına imza koyduğu bu teslimiyet belgesi, Türk milletini adeta bir ortaçağ beyliği büyüklüğünde dar bir alana hapsetmek demekti.

İşte bu noktada sormak mecburiyetindeyiz: Cumhuriyet neden bir tercih değil, ertelenemez bir ihtiyaç haline geldi?

Eski yapı artık milleti barındıramaz, koruyamaz ve bir arada tutamaz haldeydi. Saltanat ve hilafet düzeni, kendi bekasını sağlamak uğruna milletin vatanını parçalayan bir getto projesine razı olmuştu. Çöken imparatorluğun taşıyıcı kolonları tamamen kırılmış; tebaa anlayışı, sömürgeci güçlerin işgal politikaları karşısında halkı savunmasız bırakmıştı. Türk milletinin tarih sahnesinde kalabilmesi için sadece topraklarını savunması yetmezdi; aynı zamanda kuldan yurttaş yaratan, egemenliği saraydan alıp kayıtsız şartsız millete veren yeni, çağdaş ve hukuki bir temel inşa etmesi gerekiyordu. Balkanlar’da, Çanakkale’de, Filistin’de ve nihayet Sakarya boylarında çarpışan subayların, genç teğmenlerin, okul sıralarını terk edip cepheye koşan talebelerin ve savaştan savaşa sürüklenen cefakâr köylülerin kanıyla kurulan bu yeni düzen; milletin kendi kaderini tayin etmesinin tek çıkar yoluydu. Cumhuriyet, Sevr’de sınırı çizilen o ölüm kafesini Sakarya’da parçalayarak yükseldi.

1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde, yeni kurulan devletin devraldığı maddi ve toplumsal miras tam bir enkaza işaret ediyordu. Ülke nüfusunun yüzde 85’i köylerde yaşıyordu ve bu nüfusun büuük çoğunluğu okuma yazma dahi bilmiyordu. Anadolu köylerinde elektrik yoktu; şehirlere elektrik henüz yeni yeni, çok kısıtlı ulaşıyordu. Ulaşım neredeyse felçti; dar, bakımsız yollardan motorlu taşıtlar zorlukla geçerdi ve İstanbul’dan Elazığ’a bir tren yolculuğu tam üç gün sürerdi. Sanayi namına hemen hiçbir tesis yoktu; birkaç fabrika dışında üretim durma noktasındaydı. Bugün 6 milyonu aşan başkentimiz Ankara, o yıllarda 150-200 bin nüfuslu tozlu bir bozkır yerleşkesinden ibaretti.

Cumhuriyet, bu büyük enkazın ortasında hem yüzlerce yıllık yapısal ve eğitimsel geriliği aşmak hem de Türkiye’yi modern dünya ile eşit seviyeye getirmek için köklü ilkeler ve kurumlar üretti. "Köylü milletin efendisidir" vizyonu, Köy Enstitüleri hamlesi, cehaleti ortadan kaldırma ve yerli üretimi ayağa kaldırma iradesi, o enkazdan çağdaş bir toplum çıkarma mücadelesiydi. Eğer o gün o temel atılmasaydı, halkı aydınlatma ve yurttaş kılma gayreti gösterilmeseydi; bugün oy kullanarak kendi kaderine hükmeden, kendi kentini ve ülkesini yöneten bir halktan söz etmemiz dahi mümkün olamazdı.

Meslek hayatımda öğrendiğim en yalın hakikat şudur: En mükemmel projeyle inşa edilmiş binalar dahi, sakinleri tarafından korunmaz, bakımı aksatılır ve ihmal edilirse zamanla çürümeye mahkûmdur. Cumhuriyet, 1923 yılında yapımı tamamlanıp bir kenara bırakılmış bir statik anıt değildir; her gün yeniden sahiplenilmesi, her kararda korunması gereken yaşayan, dinamik bir yapıdır. Kentlerimizi planlarken, hukuku savunurken, meslek etiğini korurken ya da çocuklarımızı yetiştirirken gösterdiğimiz her titizlik, bu Cumhuriyetin harcına konulmuş yeni bir tuğladır.

Bu sebeple; hangi siyasi görüşte, hangi meslekte, hangi toplumsal konumda olursak olalım, bu satırları okuyan sen, her kimsen; mesulsün! Bu vatanın hangi uçurumlardan döndüğünü unutmamakla mesulsün! Cumhuriyet’i korumakla, muhafaza ve müdafa etmekle mesulsün!

Yıkılan evimizi çağdaş, aydınlık ve onurlu bir projeyle yeniden inşa eden başta Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; Balkanlar’dan Çanakkale’ye, Sakarya’dan Dumlupınar’a kadar bu toprağın harcına canını katan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi ve kurucu kadrolarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Mail: [email protected]