Merhaba değerli okur. Bugün sizi eski tarihlerden günümüze ufak bir yolculuğa çıkaracağım. Keyifli okumalar…

29 Mayıs 1969 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Times’dan bir mektup yayımlanmış. Mektupta Davit Hotham’ın imzası var. Kişi 1960’larda birkaç yılını Türkiye’de geçirmiş. Yazısında özetle; Türkiye halkının bağnaz ve Atatürk’ün laiklik ilkesini benimsemediği yazmakta. Bu yüzden de Atatürk devrimlerinin savunucusu bilinen CHP’nin hiçbir zaman seçim yolu ile tek başına iktidara gelemeyeceğini savunmakta, aynı zamanda demokrasinin bu kadar uzun süre ayakta kalmasına da şaşırmaktadır.

Hotham’ın eleştirilerinin üzerinden yaklaşık 57 yıl geçmişken geriye baktığımızda tutarlı yanlarını görebiliyoruz. Ama Hotham’ın göremediği nokta, Atatürk devrimlerini halk ile el ele vererek yapmıştır. Türk halkı bir gerici kalabalık olsa idi, o devrimleri değil başarmak hayal bile edemezdi. Atatürk devrimlerini başarmak için zor kullanmamış, binlerce insanı zindana atmamıştır. Tam tersine bütün devrimleri halkın gözü önünde, alnı açık şekilde ilan etmiştir.

Halkın laikliğe ve Atatürk devrimlerine bağlılığı konusunda ise de şüphe duyulmamalıdır. Türk toplumunun tamamı (artıkları saymıyorum) Atatürk’e saygı duyar ve devrimlerine bağlıdır. Her resmi bayramda veya 10 Kasımda duyulan minnet ve şükran Anıtkabir’deki kalabalık tarafından gösterilmektedir.

Hotham’ın CHP iktidarı ile ilgili eleştirisi aslında hem o zamanın, hem de bu zamanın ruhunu yansıtır niteliktedir. Geçmişe bakıldığında eleştirinin bazı noktalarında tutarlı olduğu görülmektedir. Geçen süre zarfında CHP hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır. Kavramların karışmaması adına açıklamak gerekir ki birinci parti olmuş ve 1961 de AP ile, 1973 seçimlerinde MSP ile koalisyon kurmuştur.

Bu başarısızlığın kaynağı ne millet ne de Atatürk inkılaplarıdır. Sorun doğru tespit edilmelidir. Sorun Atatürk’ten sonra gelen politikacıların yetersizliğinde aranmalıdır.

Burada özeleştiri verilmesi gerekir. Geçen süre zarfında CHP halka inebilmiş midir? Yöneticiler ne kadar etkin ve yetkindi? Acaba İnönü’den başlayarak Atatürk devrimlerine sahip çıkılmaması bunun sebebi olabilir mi? Tarih kitapları yazar, köy enstitüleri kurucularından Hasan Ali Yücel 1946’da hükümet dışında bırakılmış, yerine ensitülere karşı fikirde olduğu bilinen Reşat Şemsettin Sirer getirilmişti. İnönü kendi diktiği fidanın köküne kibrit suyu döküyordu.

Peki neden? İktidarı kaybetmemek adına verdiği taviz sonucu değiştirmemişti. Olması gereken Atatürk ilkelerinin meyvesi köy enstitülerini sonuna kadar savunmasıydı. Belki bir jenerasyon daha demokrasi askıya alınarak köy enstitülerinin kök salması sağlanabilirdi. Ama köy ağalarının ve bağnaz kitlenin baskısıyla bilinen noktalara gelindi. Dolaysı ile iktidar için taviz vermek hem işe yaramamakta, hem de yıllar sonra hakkınızda iyi düşünüllmemesine sebep olmaktadır, değerli politikacılar. Niccolo Machiavelli nin ortaya attığı makyevelist düşünce sistemi “halt” etmiştir.

Burdur’un Gururu Emir Efe Özbek’ten İskenderun’da Net Galibiyet
Burdur’un Gururu Emir Efe Özbek’ten İskenderun’da Net Galibiyet
İçeriği Görüntüle

Günümüzde durum nedir irdelemek ve bazı dersler çıkarmak gerekir. Bu noktada kati suretle Atatürk ilke ve inklaplarına sıkı sıkıya sarılacak CHP önderlerini görmek istiyoruz. Devşirme, sağdan, ortadan omurgasız kişilere kapılar kapatılmalıdır. Yakın dönemde CHP içindeki kopmalar, politikacıların kıvraklığı başımızı döndürmektedir.

Halkın bağnazlığı konusuna dönecek olursak katılmıyorum. Muhakkak her toplumda olduğu gibi içimizde böyle bir kitle var. Ama insanlarımızın büyük çoğunluğu çağın verdiği nimetlerden faydalanmakta ve gelişmiş toplumları takip etmektedir. Bilim ve tekniğin geliştiği ülkeler ihya olmakta ve refah içinde yaşamaktadır. Bu durum herkesçe bilinmektedir.

"Dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir." ve "Benim sözlerim bilimle çelişirse bilimi seçin" diyen ulu önderin hayata bakışı ve gelecek öngörüsünün kuvvetini tarif edecek kelime bulamadım.

Büyük resme bakıldığında mutlu ve refah içinde bir toplum için yapmamız gereken yüzümüzü bilimin aydınlığına çevirmemiz gerekiyor. Bunu temsil edecek önderler ise dörtgözle bekleniyor.

Sonuç olarak; Hotham’ın elli yedi yıl önce düştüğü "halk bağnazdır" yanılgısı, bugün Anıtkabir’i dolduran milyonların sarsılmaz iradesiyle her yıl yeniden tekzip edilmektedir. Türk halkı, kendisine dayatılan karanlığı değil, ulu önderinin işaret ettiği "aydınlık yarınları" seçmiş; ancak bu iradeyi temsil edecek siyasi kadroların ilkesel savrulmaları ve kısa vadeli ikbal hesapları nedeniyle hak ettiği müreffeh seviyeye ulaşmakta gecikmiştir. Makyevelist hesaplarla köklerinden kopan değil, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini bilimin ışığıyla harmanlayan, omurgalı ve ödünsüz bir liderlik anlayışı; toplumun bu haklı bekleyişine verilecek en büyük cevap olacaktır. Unutulmamalıdır ki; tarihin akışını taviz verenler değil, "en hakiki mürşit" olan ilmin yolundan bir milim sapmadan yürüyenler değiştirecektir.

Saygılarımlar...

Mail: [email protected]