Vali ile Milletvekili arasındaki tartışma Burdur’a ne anlatıyor?

Burdur son günlerde alışık olmadığı kadar sert bir siyasi tartışmanın içerisinde.

Bir tarafta devletin Burdur’daki en üst mülki idare amiri Vali Tülay Baydar Bilgihan…

Diğer tarafta Burdur’u Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil eden AK Parti Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz…

Ve tartışmanın merkezinde oldukça ağır bir iddia var:

“Vali beni tehdit etti.”

Milletvekili Adem Korkmaz, Burdur’da zorunlu dijital su sayacı konusunda vatandaşlardan gelen şikâyetleri Ankara’da gündeme getirdiğini, bunun ardından Vali Bilgihan’ın kendisi hakkında “Ben de hocayı götürürüm” şeklinde bir ifade kullandığını duyduğunu açıkladı.

Korkmaz, daha sonra Vali ile görüştüğünü ve bu ifadeyi doğrudan sorduğunu; kendisine de benzer nitelikte bir cevap verildiğini ileri sürdü.

Ve bunun üzerine Ankara Valiliği’ne yakın koruma talebinde bulunduğunu açıkladı.

Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekiyor:

Ortada şu aşamada bir mahkeme kararı veya kesinleşmiş bir tespit yoktur.

Dolayısıyla “Vali milletvekilini tehdit etti” demek yerine, hukuken doğru ifade şudur:

Milletvekili, Valinin kendisine yönelik sözlerinin tehdit niteliğinde olduğunu ileri sürmektedir.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü hukukçu olarak hepimizin bildiği gibi, bir iddia ile ispatlanmış bir vakıa aynı şey değildir.

PEKİ ASIL SORUN NE?

Bence Burdur’un bugün konuşması gereken mesele yalnızca “Vali ne dedi, milletvekili ne dedi?” meselesi değildir.

Asıl soru şudur:

Devletin farklı makamları arasındaki iletişim hangi sınırlar içerisinde yürütülmelidir?

Milletvekili vatandaşın temsilcisidir.

Vatandaşın şikâyetini Ankara’ya taşımak milletvekilinin görev alanı içerisindedir.

Vali ise ilde devletin ve hükümetin temsilcisidir; kamu hizmetlerinin yürütülmesinden ve kamu düzeninden sorumludur.

Bu iki makamın görevleri birbirinden farklı olabilir.

Ancak ikisinin de ortak bir sorumluluğu vardır:

Burdur’a hizmet etmek.

İşte tam da bu nedenle makamların birbirleriyle çatışması değil, iletişim kurması gerekir.

“BEN DE HOCAYI GÖTÜRÜRÜM” SÖZÜ…

Şimdi hukukçu gözüyle en kritik noktaya gelelim.

Bir sözün ceza hukuku bakımından tehdit oluşturup oluşturmadığı, yalnızca kelimelere bakılarak belirlenmez.

Sözün; hangi ortamda söylendiği, kime söylendiği, hangi olay üzerine söylendiği, söyleyen kişinin konumu, muhatabın bunu nasıl algıladığı ve sözün somut bir kötülük gerçekleştirme iradesi taşıyıp taşımadığı gibi hususlar birlikte değerlendirilir.

Dolayısıyla tek bir cümleden hareketle “kesinlikle suçtur” demek de, “kesinlikle hiçbir anlamı yoktur” demek de doğru değildir.

Fakat devlet görevlileri açısından mesele sadece ceza hukuku değildir.

Kamu makamlarının kullandığı dil de önemlidir.

Çünkü vatandaş devleti, çoğu zaman o makamı temsil eden kişinin davranışı üzerinden değerlendirir.

MİLLETVEKİLİNİN KORUMA TALEBİ NEDEN ÖNEMLİ?

Bence olayın en dikkat çekici kısmı burası.

Bir milletvekilinin bir vali hakkında “can güvenliğim konusunda endişe duyuyorum” noktasına gelmesi, Burdur açısından üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir durumdur.

Gerçekten somut bir tehdit varsa devlet bunu araştırmalıdır.

Tehdit olmadığı ortaya çıkarsa da bunun neden böyle bir algıya dönüştüğü sorgulanmalıdır.

Çünkü her iki ihtimal de kamu yönetimi açısından önemlidir.

Birinci ihtimalde:

Burdur’da Yasa Dışı Bahis Operasyonu! 199,9 Milyon TL’lik İşlem Hacmi, 5 Şüpheli Yakalandı
Burdur’da Yasa Dışı Bahis Operasyonu! 199,9 Milyon TL’lik İşlem Hacmi, 5 Şüpheli Yakalandı
İçeriği Görüntüle

Milletvekilinin güvenliği sağlanmalıdır.

İkinci ihtimalde:

Devletin en üst düzey iki temsilcisinin neden bu noktaya geldiği açıklığa kavuşturulmalıdır.

Her iki durumda da kaybeden Burdur olmamalıdır.

DİJİTAL SU SAYACIYLA BAŞLAYAN TARTIŞMA NEREYE GELDİ?

İşin bir başka ilginç tarafı da tartışmanın başlangıç noktasının vatandaşın gündelik hayatına ilişkin bir mesele olması.

Dijital su sayaçları…

Yani vatandaşın evindeki su kullanımı ve cebinden çıkan para.

Milletvekilinin iddiasına göre vatandaşların bu konudaki şikâyetleri Ankara’ya taşındı ve İçişleri Bakanlığı’nın da konuya müdahil olduğu ifade edildi.

Bir bakıyorsunuz mesele sayaçtan çıkıyor;

siyasete geliyor.

Siyasetten bürokrasiye geliyor.

Bürokrasiden güvenlik tartışmasına dönüşüyor.

Ve sonunda Burdur Türkiye gündemine oturuyor.

İşte burada vatandaşın sorması gereken soru çok basit:

“Benim sorunumu kim çözecek?”

Vatandaş kavga istemiyor.

Vatandaş; suyunun hesabını bilmek, ödediği paranın karşılığını görmek, kamu hizmetinin düzgün işlemesini, seçtiği milletvekilinin sesini duyurmasını, atanmış devlet görevlilerinin de görevlerini hakkıyla yapmasını istiyor.

BURDUR’UN İHTİYACI KAVGAYA DEĞİL, DİYALOĞA VAR

Siyasetçiler tartışabilir.

Bürokratlarla siyasetçiler farklı düşünebilir.

Milletvekilleri eleştirebilir.

Valiler farklı değerlendirmelerde bulunabilir.

Bunların hepsi demokratik sistem içerisinde mümkündür.

Ama bir sınır vardır:

Kamu makamları arasındaki kişisel gerilim, kamu hizmetinin önüne geçmemelidir.

Çünkü makamlar geçicidir.

Valiler değişir.

Milletvekilleri değişir.

Belediye başkanları değişir.

Bürokratlar değişir.

Ama Burdur kalır.

Bu nedenle bugün herkesin bir adım geri çekilip şu soruyu sorması gerektiğini düşünüyorum:

“Biz Burdur için neyi daha iyi yapabiliriz?”

SON SÖZ

Bu olayın gerçeğinin ortaya çıkması için yapılması gereken şey çok basit:

İddialar araştırılmalı, varsa tanıklar dinlenmeli, varsa kayıtlar incelenmeli ve olay bütün yönleriyle aydınlatılmalıdır.

Kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir.

Ama kimse de makamının gücünün arkasına saklanarak hesap vermekten kaçınmamalıdır.

Çünkü hukuk devletinde makamlar dokunulmaz değildir.

Hukuk herkes için vardır.

Milletvekili için de…

Vali için de…

Vatandaş için de…

Ve belki de bugün Burdur’un ihtiyacı olan en önemli şey, birbirine “kim kimi götürür” diye bakmak değil;

aynı masaya oturup “Burdur için ne yapabiliriz?” diye konuşabilmektir.

Çünkü Burdur’un kaybedecek ne zamanı ne de enerjisi var.

Av. Arb. Mahmut KORKMAZ