Geçen hafta bir cenazeden dönüyordum.

Arabayı kullanıyordum ama aklım bambaşka yerdeydi.

Yol boyunca içimden hep aynı cümle geçti:

“Ölüm gerçek…”

Aslında bunu ilk defa öğrenmiyordum. Hepimiz biliyoruz. Her cenazede aynı gerçeği görüyoruz. Ama o gün, bildiğim bir şey ilk defa yüreğime dokundu.

İşte o an şunu düşündüm:

İnsan çoğu zaman bilmediği için değil, bildiğini idrak edemediği için aynı yerde kalıyor.

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

Telefonumuzu açıyoruz, birkaç saniye içinde dünyanın bilgisi önümüzde.

Ne yememiz gerektiğini biliyoruz.

Nelerden uzak durmamız gerektiğini biliyoruz.

Stresin zararını da biliyoruz.

Öfkenin insanı nasıl tükettiğini de…

Sigaranın öldürdüğünü de…

Affetmenin insanı hafiflettiğini de…

Selim Kutlu yazdı; Tarihle Barışmak mı, Cehaletle Hesaplaşmak mı?
Selim Kutlu yazdı; Tarihle Barışmak mı, Cehaletle Hesaplaşmak mı?
İçeriği Görüntüle

Biliyoruz…

Peki öyleyse neden bildiklerimizi yaşamakta bu kadar zorlanıyoruz?

Sanırım mesele bilmekte değil.

Mesele, idrak edebilmekte.

Sigara içen bir insanı düşünün.

Sigaranın zararlı olduğunu bilmiyor mu?

Elbette biliyor.

Belki bunu doktordan benden daha iyi dinlemiştir.

Belki onlarca kez bırakmaya da karar vermiştir.

Ama yine yakıyor.

Çünkü bilgi bazen zihnin bir köşesinde duruyor.

İdrak ise insanın hayatına karışıyor.

İnsan bir gün sigarayı bıraktığında, çoğu zaman yeni bir bilgi öğrenmiş olmuyor. Aynı bilgiyi belki yıllardır biliyor. Ama o gün, o bilginin kalbine indiği bir şey oluyor.

Hayatın birçok gerçeği de böyle.

Ölümü biliyoruz.

Ama bir dostumuzu toprağa verdiğimiz gün ölümü biraz daha idrak ediyoruz.

Zamanın çok hızlı geçtiğini biliyoruz.

Ama dün kucağımıza aldığımız çocuğun boyumuz kadar olduğunu görünce yılların sessizce akıp gittiğini hissediyoruz.

Anne babamızın kıymetini biliyoruz.

Ama bir gün onların sesini özleyeceğimizi düşündüğümüzde, bildiğimiz şey başka bir hâl alıyor.

Belki de insanı değiştiren tam olarak budur.

Yeni bilgiler öğrenmek değil…

Eskiden beri bildiği bir hakikatin, bir gün yüreğine inmesi…

Kur’an-ı Kerim’in insanı sürekli düşünmeye, akletmeye ve ibret almaya çağırmasının hikmeti de belki burada saklıdır. Hakikat sadece bilinsin diye değil, insanın içine işlesin diye hatırlatılır.

Bugün dönüp kendime bakıyorum da…

Galiba en büyük eksiğimiz bilgi değil.

Bilgiyi hayata dönüştürebilecek bir idrak.

Çünkü bilen insan konuşabilir.

Ama idrak eden insan değişir.

Ve insanın hayatını değiştiren şey, çoğu zaman yeni öğrendiği bir bilgi değil; yıllardır bildiği bir gerçeği ilk defa bütün kalbiyle hissettiği o sessiz andır.