Eskiden gençlere “Ne zaman evleniyorsun?” diye sorulurdu. Şimdi cevap çoğu zaman aynı: “Önce bir iş bulalım, biraz para biriktirelim. Sonra bakarız.”
Peki, o gün ne zaman gelecek?
Bugün düzenli işi olan genç bile evlenmeye cesaret edemiyor. Kiralar, düğün masrafları, ev eşyaları derken yuva kurmak neredeyse bir yatırım projesine dönüştü. Evlenenler çocuğu erteliyor, çocuğu olanlar ikinci çocuk için hesap yapıyor.
TÜİK’in 2025 verilerine göre toplam doğurganlık hızı 2001’de 2,38 iken 1,42’ye geriledi. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in çok altındayız.
Gençlere kredi vermek yetmez
Evlilik kredisi bir destek, ancak borçla kurulan yuva ilk günden borç telaşına düşüyor. Asıl mesele, gençlerin geleceğe güvenle bakabileceği şartları oluşturmak: uygun fiyatlı kiralık konut, uzun vadeli konut finansmanı ve en önemlisi güvenceli istihdam. Geleceğinden emin olmayan bir gençten aile planı yapmasını beklemek gerçekçi değil.
Çocuk yetiştirmek yalnızca anne babanın meselesi mi?
Çalışan bir anne babanın gününü düşünün: sabah kreş, iş, akşam trafik, yemek, ev işleri… Çocuğa ayrılan zaman azalıyor, giderler bütçeyi zorluyor. İkinci çocuğu sorduğunuzda cevap belli: “Şartlar biraz düzelsin.”
Oysa çocuk yetiştirmek toplumun da meselesi. Her mahallede uygun maliyetli kreşler açılmalı, esnek çalışma modelleri geliştirilmeli, çocuk yardımları gerçek yaşam maliyetlerine göre belirlenmeli. Önemli olan, kadınların meslekleriyle aile hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmaması.
Düğün yapılıyor, peki yuva kuruluyor mu?
Düğün salonu tutuluyor, mobilyalar seçiliyor, davetli listeleri hazırlanıyor. Peki, birlikte nasıl yaşanacağı ne kadar düşünülüyor?
Evlilik yalnızca güzel günleri değil, işsizliği, hastalığı ve geçim sıkıntısını da birlikte karşılayabilmektir. Bazen düğüne gösterdiğimiz özeni evliliğe hazırlanmaya göstermiyoruz.
Gençlere evlilik öncesinde bütçe yönetimi, iletişim ve anlaşmazlıkların çözümü konusunda destek sunulmalı. Sorun yaşayan çiftler aile danışmanlığına kolayca ulaşabilmeli. Şiddet ve istismar söz konusu olduğunda ise öncelik her zaman mağdurun ve çocukların güvenliği olmalı.
Sosyal medyanın önümüze koyduğu kusursuz hayatlarla kendi en zor zamanlarımızı karşılaştırıyoruz. Oysa hiçbir evlilik paylaşılan fotoğraflardan ibaret değil. Önemli olan hiç sorun yaşamamak değil, birbirini dinleyebilmek ve gerektiğinde yardım isteyebilmektir.
Komşuluğu kaybettik, yalnızlığı kazandık
Çocukluğumun mahallelerini hatırlıyorum. Bir evde düğün olsa bütün mahalle seferber olurdu, hastalıkta komşular kapıyı çalardı. O yıllarda da yoksulluk vardı ama insanların birbirine uzatabildiği bir el de vardı.
Bugün aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin adını bilmeyen insanlar var. Kalabalık şehirler kurduk ama birbirimizden uzaklaştık.
Yerel yönetimler yol, park ve binayla yetinmemeli. Ailelerin buluşabileceği, yaşlıların yalnız kalmayacağı sosyal alanlar da oluşturmalı. Çünkü bir şehri yaşanabilir kılan insanlar arasındaki ilişkilerdir.
Mesele bir bakanlığı aşıyor
Nüfusun yaşlanması iş gücünden sosyal güvenliğe, sağlıktan ekonomik büyümeye kadar pek çok alanı etkileyecek. Ancak meseleyi yalnızca doğum sayılarına indirgemek doğru değil. Aileyi desteklemek, istihdam, konut, eğitim ve sosyal hizmetlerin birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Kurumlar iş birliği yapmalı, politikaların sonuçları düzenli olarak ölçülmeli.
Önemli olan kaç gence kredi verildiği değil, o gençlerin beş yıl sonra hangi şartlarda yaşadığıdır.
Devletin görevi kaç çocuk yapılacağını söylemek değil, çocuk sahibi olmak isteyenlerin önündeki engelleri kaldırmaktır.
Sözün Özü
Gençlere “Evlenin” diyoruz ama yuva kurabilecekleri şartları oluşturamıyoruz.
“Çocuk sahibi olun” diyoruz ama yükü anne babalara bırakıyoruz.
“Aileyi koruyalım” diyoruz ama sorunları ancak kriz çıktığında fark ediyoruz.
Oysa evlenmek bir günün, yuva kurmak bir ömrün meselesidir.
Mesele yalnızca daha fazla çocuğun dünyaya gelmesi değil, dünyaya gelen her çocuğun daha iyi bir hayat sürebilmesidir.





