Bizim kültürümüzde çocukluktan itibaren sıkça duyduğumuz bir söz vardır:
“El ne der?”
“Öyle yapma, el ne der?”
“Böyle konuşma, millet ne der?”
“Görenler ne söyler?”
Niyet kötü değildir aslında. Aile çocuğunu toplum içinde saygılı, ölçülü biri olarak yetiştirmek ister.
Fakat burada önemli bir fark var:
Bir çocuğa, “Bunu yapma, çünkü yanlış” demekle, “Bunu yapma, el ne der?” demek aynı şey değildir.
Birincisinde çocuğa doğruyla yanlışı anlatmaya çalışırsınız.
İkincisinde ise başkalarının ne düşüneceğini ölçü olarak gösterirsiniz.
Çocuk da zamanla yaptığı şeyin doğru olup olmadığına değil, insanların ne söyleyeceğine bakmaya başlayabilir.
Biz büyüyoruz ama o “el” dediğimiz kalabalık da bizimle birlikte büyüyor.
Önce mahalle oluyor.
Sonra akrabalar, arkadaşlar, iş çevresi…
Bugün bunlara sosyal medya da eklendi.
Yaşımız değişiyor ama soru pek değişmiyor:
“İnsanlar ne der?”
Yan Koltuktaki Kalabalık
Bazen araba kullanırken yan koltuğumuzda sürekli müdahale eden biri olur:
“Yavaşla…”
“Şuradan dön…”
“Frene bas!”
İyi niyetlidir belki.
Hatta bazen haklıdır da.
Ama bir süre sonra sürücü gerilmeye başlar. Çünkü direksiyon kendi elindedir ama arabayı sanki yanındaki kullanıyordur.
Toplumsal baskı da biraz böyle.
Direksiyon bizim elimizde ama yan koltuk tıklım tıklım.
Aile…
Komşular…
Akrabalar…
Arkadaşlar…
El âlem…
Herkes bir yol tarif ediyor.
Bir süre sonra insan nereye gitmek istediğini değil, yan koltuktakilerin hangi yoldan gitmesini istediğini düşünmeye başlıyor.
Oysa başkalarının düşüncelerini önemsemek başka şeydir, hayatın direksiyonunu onlara bırakmak başka.
Ben Ne Derim?
Elbette toplumun değerleri önemlidir.
Saygı, nezaket, başkasının hakkını gözetmek birlikte yaşamanın temelidir.
“İstediğimi yaparım, kimse karışamaz.”
demek de özgürlük değildir.
Fakat bir davranışın gerçekten yanlış olmasıyla, insanların o davranışı yanlış bulması aynı şey değildir.
Bazen toplum bizi gerçekten yanlışımız için uyarır.
Bazen de sadece kendisine benzemediğimiz için eleştirir.
İkisini birbirinden ayırabilmek gerekiyor.
Belki de bu yüzden “El ne der?” sorusunun yanına başka bir soru koymalıyız:
“Ben ne derim?”
Yaptığım şey gerçekten yanlış mı?
Birisine zarar veriyor muyum?
Birinin hakkını çiğniyor muyum?
Yoksa sadece insanların alıştığından farklı mı davranıyorum?
“El” dediğimiz kalabalığı tamamen memnun etmenin zaten sonu yok.
Birini memnun edersiniz, diğeri eleştirir.
Birinin doğru dediğine başkası yanlış der.
Birinin alkışladığını diğeri beğenmez.
Sonunda herkesi memnun etmeye çalışırken bir kişiyi unutabiliriz:
Kendimizi.
Yan koltuktakileri dinleyelim.
Haklı oldukları yerde söylediklerini dikkate alalım.
Ama direksiyonu teslim etmeyelim.
Çünkü hayat bizim hayatımız.
Kararlarımızın sonucunu da sonunda biz yaşayacağız.
Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“El ne der diye diye… Ben ne dediğimi unuttum mu?”




