Burdur küçük bir şehir.
Küçük şehir olmanın bazen dezavantajları vardır ama çok önemli bir avantajı da vardır:
İnsanlar birbirlerine ulaşabilir.
Vali milletvekilini tanır, milletvekili belediye başkanını, belediye başkanı il müdürünü… Bugün bir konuda anlaşamayanlar, yarın başka bir mesele için aynı masanın etrafında oturmak zorunda kalabilir.
Zaten şehir dediğimiz şey biraz da budur.
Son günlerde Burdur’da Sayın Valimiz Tülay Baydar Bilgihan ile AK Parti Milletvekili Sayın Adem Korkmaz arasında yaşanan tartışmayı bu nedenle üzüntüyle takip ettim.
Olayın ayrıntılarını bilmiyorum.
Kimin hangi cümleyi hangi ortamda ve hangi niyetle söylediğini de bilmiyorum.
Dolayısıyla buradan kalkıp “Vali haklıdır” ya da “Milletvekili haklıdır” demeyi de doğru bulmuyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Bu tartışmanın kamuoyunun önüne kadar gelmesi Burdur’a bir şey kazandırmadı.
Bazen Bir Telefon Yeter
Sayın Korkmaz, kendisine yönelik bazı ifadeleri tehdit olarak değerlendirdiğini belirterek yakın koruma talebinde bulundu ve daha sonra bu talebini geri çekti. Konu Ankara’ya kadar ulaştı.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de meselenin Genel Merkez ve İçişleri Bakanlığı nezdinde değerlendirildiğini, sonuçta bunun bir “iletişim kazası” olarak görüldüğünü ve konunun kendileri açısından geride kaldığını açıkladı.
Ben tam da burada duruyorum.
İletişim kazası…
Aslında günlük hayatımızda da böyle değil midir?
Birisi bir söz söyler.
Diğeri başka türlü anlar.
Araya bir başkası girer.
“Öyle demiş.”
“Böyle söylemiş.”
“Senin hakkında şunu düşünüyormuş.”
Derken başlangıçta küçük olan mesele büyür.
Sonra taraflar oluşur.
En sonunda insanlar neden tartışmaya başladıklarını bile unutup tartışmanın kendisini sürdürmeye başlarlar.
İnsan ilişkilerinde böyle olduğu gibi kurumlar arasında da böyle olabilir.
İşte bu yüzden bazen zamanında kaldırılan bir telefon, sonradan yapılacak on açıklamadan daha değerlidir.
Görüş Ayrılığı Kötü Bir Şey Değildir
Şunu da kabul edelim:
Vali ile milletvekili her konuda aynı düşünmek zorunda değildir.
Hatta düşünmemelidir de.
Vali meseleye devletin idari işleyişi açısından bakabilir.
Milletvekili vatandaşın taleplerini ve siyasetin önceliklerini öne çıkarabilir.
Belediye başkanı başka bir yerden bakar.
Üniversite başka.
İş dünyası başka.
Bunların farklı düşünmesi bir problem değildir.
Problem, farklı düşüncelerin kişisel meseleye dönüşmesidir.
Ben yöneticiler arasında rekabete de karşı değilim.
Tam tersine olsun.
Ama nasıl bir rekabet?
“Burdur’a daha fazla yatırımı kim getirecek?”
“Kim Ankara’da daha fazla kapı açacak?”
“Kim daha fazla istihdam oluşturacak?”
“Kim yarım kalan bir projeyi tamamlatacak?”
“Kim Burdur’un derdini daha fazla anlatacak?”
Buyurun yarışın.
Hatta mümkünse biraz da birbirinizi geçmeye çalışın.
Çünkü böyle bir yarışın sonunda kazanan Burdur olur.
Mesele Basına Çıkınca İş Değişiyor
Fakat kurumlar arasındaki anlaşmazlık basın ve sosyal medya üzerinden yürümeye başlayınca başka bir şey oluyor.
Bir anda herkes taraf olmaya başlıyor.
Kimisi valiyi savunuyor.
Kimisi milletvekilini.
Kimisi meseleyi kendi siyasi hesabına göre yorumluyor.
Bir de böyle zamanları fırsata çevirmeyi sevenler vardır.
Ateş küçükse biraz odun atarlar.
Büyüsün isterler.
Çünkü kavga her zaman ilgi çeker.
Ama benim merak ettiğim başka:
Burdur bundan ne kazanıyor?
Hiçbir şey.
Hatta kaybediyor.
Çünkü şehrin konuşması gereken çok daha önemli meseleleri var.
Bizim Başka Dertlerimiz Var
Burdur nüfus kaybediyor.
Gençlerimiz okuyor, başka şehirlere gidiyor ve önemli bir bölümü geri dönmüyor.
Tarım ve hayvancılık yapıyoruz ama ürettiğimiz ürünün katma değerini yeterince şehirde bırakamıyoruz.
Bir üniversitemiz var; onun bilgi birikimini şehir ekonomisiyle daha fazla buluşturmanın yollarını aramalıyız.
Sanayiyi konuşmalıyız.
Turizmi konuşmalıyız.
İstihdamı konuşmalıyız.
Suyu konuşmalıyız.
Göllerimizi konuşmalıyız.
Burdur’un önünde bu kadar mesele varken enerjimizi yöneticiler arasındaki tartışmalara harcamak bana doğru gelmiyor.
Bir Çay İçmek Bazen İyi Gelir
Belki fazla basit düşünüyorum.
Ama bazen devlet yönetiminde de insan ilişkilerinde olduğu gibi bir masa, iki sandalye ve bir bardak çay birçok şeyi çözebilir.
“Sayın Valim, ben bu sözünüzden rahatsız oldum.”
“Sayın Vekilim, benim kastım o değildi.”
Olmuyorsa mesele ilgili makamlara götürülür. Devletin bunun için mekanizmaları vardır.
Ama önce konuşmayı denemek gerekir.
Çünkü bugün birbirine kızan iki insan, yarın Burdur’un bir yatırımı için aynı masaya oturmak zorunda kalabilir.
Burdur küçük.
Birbirimizden kaçacak kadar büyük değiliz.
Ama birlikte yapacak çok işimiz var.
Ankara meseleyi değerlendirmiş ve kendi açısından geride bırakmış durumda.
Bence Burdur’un da yapması gereken bu.
Konuyu kapatalım ama dersini unutmayalım.
Görüş ayrılıklarımız olsun.
İtirazlarımız da olsun.
Hatta yöneticilerimiz arasında rekabet de olsun.
Ama rekabet Burdur’a hizmette olsun.
Kavga etmek için değil, iş yapmak için birbirimizi geçmeye çalışalım.
Çünkü günün sonunda vali de değişir, milletvekili de değişir, belediye başkanı da değişir.
Hepimiz gelip geçiyoruz.
Makamlar geçici.
Burdur kalıcı.




