Merhaba sevgili okur.
Geçtiğimiz günlerde, kentimizin siyasi hafızasında yeri olan, şahsen de fikirlerine kıymet verdiğim, yol arkadaşım olarak gördüğüm Süleyman Erman’ın, Burdur’un kronikleşen sorunlarına dair bir yazısı önüme düştü. Dışarıdan bakıldığında buram buram memleket sevdası kokan, "Burdur için sen-ben yok, biz varız" diyen, kentin göç vermesinden sosyal yetersizliklerine kadar hepimizin derdi olan konulara parmak basan bir metin.
“Başaranı alkışlamak yerine sorguluyoruz, mücadele edene omuz vermek yerine ayağından çekiyoruz. Destek olmak yerine köstek oluyoruz.” ve bunun gibi bir takım söylemler de içeriyor.
Satır aralarını biraz kazıyınca, o iyi niyetle yazılan cümlenin altında çok tehlikeli bir refleks karşımıza çıkıyor:
Taş üstüne taş koyanın yanında duralım, sorgulamayalım. Bu bakış açısı çok tehlikeli. Metin farkında olmadan sorgulama ve eleştirel bakış açısına ket vuran bir refleks empoze ediyor insanlara.
Sorgulama ve eleştirme eyleminin altı açılmadan, amasız, fakatsız hepsini aynı kefeye koyduğu için; işte tam bu noktada, diyalektik düşünce sistemini benimsemiş 17 yıllık bir mimar ve bu kentte kamu yararı ve kentli hakları için bedel ödemiş bir meslek odacısı kimliğimle durup sormam gerekiyor: Biz ne zamandan beri kenti yönetenleri denetlemeyi, kamu kaynaklarının hesabını sormayı “köstek olmak” zanneder hale geldik?
Sol bir gelenekten gelen, emeğin, şeffaflığın ve kamusal denetimin değerini en iyi bilmesi gereken isimlerin dahi farkında olmadan bu tür bir "itirazsız biat" retoriğine savrulması, inanın bana kentimiz adına çok daha düşündürücüdür.
Bakınız sevgili okur; Rousseau’dan Tocqueville’e, Antik Yunan’dan bugüne kadar tartışılan tek bir gerçek vardır: Demokrasi ve denetim tabandan gelmezse, sivil inisiyatif ve meslek odaları erk sahiplerinin yanlışlarını yüzlerine vurmazsa, orada ortak akıl değil, sadece tek adamların keyfiyeti, yerel oligarklar ve bürokratik bir çürüme hüküm sürer.
Neymiş? "Taş üstüne taş koyanı destekleyecekmişiz." İyi de kardeşim, o taşın nereye konulduğunu, kime neye mal olduğunu, kentin imar planına, silüetine ya da fay hattına uyup uymadığını sormayacak mıyız?
Devlet Hastanesi’ni kentin en batı ucuna, zayıf zeminli alana sıkıştırırken "yatırım geliyor" diye alkışlayanlar, bugün Burdur’un nasıl bir trafik ve ulaşım kaosuna sürüklendiğini görmüyor mu? Veya şu anda yapılan stadyumla ilgili itirazlarımızı, önerilerimizi bildirmesemiydik? Veya çatı katında 60 tane taşıyıcı kolonu eksik yapılmış tabut binalara imza atıp iskan veren zihniyete karşı, "Aman birlik bozulmasın, adam bina yapmış işte" diyerek susacak mıyız? Otogardan Susamlık Tesisleri’ne, Cumhuriyet Meydanı’ndan hastaneye kadar her projede yapılan teknik ve şehircilik hatalarını sorgulamak bu kente düşmanlık mıdır, yoksa kenti gerçek anlamda koruma refleksi midir?
Bir şehir; her yapılana el pençe divan duran, "Aman tadımız kaçmasın Ali Rıza bey" diyerek pusan bir kalabalıkla büyümez. İnsan doğası yalnızlaşmaktan, sürüden dışlanmaktan korktuğu için otoriteye boyun eğmeyi güvenli bir liman sanır. Ama unutmayın: Zorbalığa ve liyakatsizliğe karşı sinerseniz, günün sonunda komşu illeri izler hale gelirsiniz.
Burdur’un çevre illerin gerisinde kalmasının, gençlerimizin kaçıp gitmesinin, kamu görevlilerinin bile ikamet için Isparta’yı seçmesinin asıl sebebi halkın "birbirini sorgulaması" değil; kenti yıllardır yönetenlerin vizyonsuzluğu, liyakatsiz kadrolar ve katılımcı yönetişim kanallarının inatla kapalı tutulmasıdır. Suçu soyut bir "iç çekişme" kılıfına sokup asıl yetki sahiplerini aklayamazsınız.
Burdur’un ihtiyacı; içi boş hamasetlerle örülü, denetimsiz, kör bir "birlik" masalı değildir.
Burdur’un ihtiyacı; kral çıplak diyebilen cesur bir kamuoyu, şeffaflık talep eden sivil inisiyatif, hakkını arayan yurttaş bilinci ve yanlışa yanlış diyebilen diri bir eleştirel akıldır.
Kimse kusura bakmasın; biz bu kentte aş pişirilirken fikrimiz sorulmadığı sürece, kentin ve insanımızın can güvenliği adına o aşa su katmaya devam edeceğiz. Çünkü gerçek Burdur sevgisi; yanlış yapanı alkışlamak değil, hakikati korkusuzca savunmaktır.
Umutla ve bilimle kalın...
Mail: selim_kutlu@windowslive.com
Detaylı bilgi isteyenler için “Biat Kültürü” nün tehlikesi ile ilgili yazı linki: