Geçenlerde bir kitap fuarının yanında oturuyordum. İnsanları izliyordum. Kimi stantların önünde durmuş, sayfaları karıştırıyor; kimi çocuğunun elinden tutmuş, ona bir kitap göstermeye çalışıyordu. Ortam kalabalıktı ama tuhaf bir biçimde gürültülü değildi. Kitap olan yerde ses, başka türlü çıkar.
Tam o sırada yanımdan iki kravatlı adam geçti. Muhtemelen bir yerde memurdular. Biri, diğerine yarı şaka yarı alay bir sesle sordu:
“Ya, kitap okuyan hâlâ var mı?”
Soru bana sorulmamıştı ama içimde bir yere dokundu. Şaşırdım. Gerçekten şaşırdım. O an verecek bir cevap bulamadım. Belki de bulunacak bir cevap yoktu.
Çünkü bu soru meraktan doğmuş gibi gelmedi bana. Daha çok, okumayla arasına mesafe koymuş bir yerden geliyordu. Kitabın sessizliğine, insanın kendisiyle baş başa kalmasına yabancı bir mesafeden…
Bu sahne beni yıllar öncesine götürdü.
Öğretmenlik yaptığım zamanlardı. Öğretmenler odasında bir gün bir arkadaşımız –branşını söylemeyeyim, yanlış anlaşılmasın– sohbet sırasında rahatça şöyle demişti:
“Vallahi ben ders kitabı dışında hiç kitap okumadım.”
Bunu utanarak değil, neredeyse gururla söylüyordu. Sanki fazlalıklardan arınmış, zamandan kazanmış gibiydi. O gün de bir şey demedim. İnsan bazen şaşırınca konuşamaz; bazen de kırılınca susar.
Zamanla şunu fark ettim: Bizde kitap okumamak sadece sıradanlaşmadı, kimi zaman savunulur hâle geldi. Okuyan azaldıkça, okumamak normalleşti. Hatta bazen kitapla uğraşmak tuhaf bir alışkanlık gibi görülmeye başlandı.
Kimseyi suçlamak istemiyorum. Hayat zor. Geçim derdi, yorgunluk, koşturmaca… Bunların hepsi gerçek. Ama yine de insanın içi burkuluyor. Çünkü kitap, bu ülkede yavaş yavaş hayatın kenarına itiliyor.
Tasarruf tedbirleri konuşulduğunda bunu daha net görüyoruz. İlk vazgeçilenler çoğu zaman eğitimle, kültürle ilgili harcamalar oluyor. Kitaplar, kütüphaneler, okuma ortamları… Bunu uzaktan gözlemlemedim; bizzat yaşadım, gördüm.
Sanki bilgi ertelenebilir bir şeymiş gibi davranıyoruz. Sanki düşünmek bekleyebilirmiş gibi.
Oysa kitap, insanın kendine ayırdığı en sade zamandır. Kendini duymaya çalıştığı bir duraktır. Herkesin her gün kitap okuması gerekmeyebilir. Ama okumayı küçümsemek, insanın kendi iç yolculuğunu da hafife almasıdır.
Yine de umutsuz değilim.
Çünkü kitap okuyanlar belki az ama hâlâ var. Sessizce okuyanlar, kimseye göstermeden sayfaların arasında kaybolanlar… Kitaplarını çantasında taşıyıp bununla övünmeyen insanlar.
Belki görünmüyorlar.
Belki çok konuşmuyorlar.
Ama hâlâ buradalar.
Ve bazı yolculuklar,
hâlâ kitapla yapılıyor.