Yazıma başlamadan önce, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için zor şartlar altında görev yapan tüm basın mensuplarının 10 Ocak Gazeteciler Günü’nü kutluyorum.
Bazı rejimler bir günde yıkılmaz.
Ama bir gün mutlaka yorulur.
Bugün İran’da yaşananlar ne anlık bir sokak öfkesi ne de dışarıdan planlanmış basit bir karışıklıktır. Bu tablo; yıllar içinde biriken hataların, bastırılmış taleplerin ve yanlış önceliklerin doğal sonucudur. Kısacası: bumerang dönmüştür.
YORGUN REJİM GERÇEĞİ
İran İslam Devrimi, kendi döneminde çok güçlü bir ideolojik heyecan üretmişti. Ancak devrimler de insanlar gibi yaşlanır.
Sürekli tehdit algısı, bitmeyen teyakkuz hali ve hiç sona ermeyen “direniş” dili, zamanla toplumda yorgunluk yaratır. Bugün İran’da sorun devrime karşı olmak değildir. Sorun, devrimin hiç bitmeyen bir seferberlik haline dönüşmesidir.
Toplum artık fedakârlık yapmaktan çok, bunun karşılığını görmek istiyor.
Üstelik bu yorgunluk her yerde aynı değil. Tahran’daki gençler başka bir sebeple yoruldu, Kum’daki muhafazakâr esnaf başka. Petrol gelirlerinden pay alan bölgelerle yaptırımların yükünü taşıyan çevre kentler arasındaki fark büyüyor. Rejim hâlâ bazı kesimlerde destek buluyor; ancak toplumsal çatlak giderek genişliyor.
BASKI DÜZENİ: KONTROL VAR, RIZA YOK
Düşünce özgürlüğünün daraltılması, yaşam tarzına müdahale ve ifade alanlarının kapatılması kısa vadede düzen sağlar. Ama uzun vadede meşruiyet üretmez.
İran’da yaşanan tam olarak budur: Baskı korku üretir, ama bağlılık üretmez. İnsanlar susturulabilir; fakat ikna edilmezse birikir. Ve biriken her baskı, en zayıf anda yüzeye çıkar.
DIŞARIDA GÜÇ, İÇERİDE REFAH KAYBI
İran uzun yıllar Yemen’den Suriye’ye, Lübnan’dan Irak’a uzanan geniş bir etki alanı kurmaya çalıştı. Bu politika dışarıda nüfuz sağladı; fakat içeride şu soruyu büyüttü:
“Kaynaklarımız neden dışarıda harcanıyor?”
Hayat standardı düşerken bölgesel iddiaların büyümesi, toplumda bir öncelik ihlali duygusu yarattı. Bu, rejimin en zayıf noktalarından biri.
Elbette İran’ın dış politikası sadece bir tercih değildir. ABD yaptırımları, İsrail’in bölgesel hamleleri ve kuşatılmışlık hissi bu politikanın arka planındadır. Ancak bu kuşatılmışlık anlatısının, içerideki ekonomik maliyetleri ne ölçüde gizlediği de ciddi bir sorudur.
Petrol gelirlerinin dağılımı, yaptırımların kimi vurduğu ve Devrim Muhafızları çevresinde oluşan ekonomik yapı, meseleyi yalnızca dış politika değil, yapısal bir adalet sorunu haline getirmiştir.
BUMERANG ETKİSİ
Dışarıya atılan sert güç hamleleri, içeride yoksullaşma, sosyal baskı, adalet duygusunun zedelenmesi ve gelecek umudunun aşınması olarak geri döner. Bumerang sadece geri dönmez; her dönüşünde daha ağır gelir.
DEVRİMİN SEÇKİNLERİ, HALKIN YABANCILAŞMASI
Devrimlerin kaderi benzerdir: Zamanla bir seçkin zümre üretirler.
İran’da Devrim Muhafızları etrafında oluşan siyasal ve ekonomik ayrıcalıklar, halk ile iktidar arasındaki mesafeyi büyüttü. Devrim eşitlik vaadiyle başladı; ancak ayrıcalık üretmeye başladığında ahlaki üstünlüğünü kaybetti.
Bugünkü kopuş ideolojik değil; sosyolojiktir.
SONUÇ
İran’daki olaylar bir rejim değişikliği ilanı değildir. Ama çok net bir uyarıdır.
Yorgun rejimler baskıyı artırır.
Baskı arttıkça rıza azalır.
Rıza kaybolduğunda ise sokak konuşur.
Bumerang artık havadadır. Mesele onun dönüp dönmediği değil, ne kadar sert vuracağıdır.
İran’ın hikâyesi henüz tamamlanmadı. Ama artık ilk cümleleri net biçimde okunuyor.
Bu, İran için sadece bugünün değil; önümüzdeki yılların en kritik sınavıdır.