Merhaba sevgili okur. Bugün size 2023 sonundan günümüze kadar yaşadığım, nahoş olaylar silsilesinin son perdesini anlatacağım. Bu konuda “Yozlaşmanın İzleri” başlıklı bir yazı dizisi kaleme almıştım. Öncesini merak edenlerin bu ibretlik olayı okumalarını tavsiye ederim. Önceki yazı dizimin linklerini yazının sonunda paylaşıyorum ve iki buçuk sen önce dediğim gibi:
********
DİKKAT!!
Bu yazıda bahsedilen olaylar ve kişiler tamamen
GERÇEKTİR.
********
ÖNSÖZ
Değerli Burdur kamuoyuna ve yol arkadaşlarıma;
Sorumluluk sahibi bir mimar ve Mimarlar Odası emekçisi olarak, içinden geçtiğimiz tüm siyasi gerilimlere ve partimizin yoğun gündemine rağmen bu açıklamayı ertelemeyi vicdanıma açıklayamazdım. Ülkenin gündemi de durulmuyor, durulmayacak zira.
Siyaset gelir geçer, koltuklar değişir, parti içi süreçler bir şekilde çözülür; ancak olası bir depremde yitirilecek tek bir canın geri dönüşü yoktur. “Şimdi zamanı mı?” diye soracak olanlar önce şunu cevaplasın: Depremin zamanını biliyor muyuz? Burdur halkının canıyla oynayan, belediyeyi zarara uğratan ve kasten suç işlediği savcılıkça belirtilen kim varsa, onlarla hesaplaşmak benim hem mesleki, hem de partili kimliğimin namus borcudur. Gerçek dost, eksik söyler ama doğruyu söyler.
Evet değerli okur, “Yozlaşmanın İzleri” yazı dizisinde sizlere bir sistemin nasıl çürüdüğünü, bir şehrin nasıl sahipsiz bırakıldığını anlattım. Adaleti beklerken diye yazımı bitirmiştim. Adalet yerini buldu ve buluyor. 17 yıllık bir mimar, imar hukuku uzmanı, 7 yıldır Mimarlar Odasını temsil eden bir odacı refleksi ve deprem bölgesinde olduğumuzun bilinci ile başlayıp, takip ettiğim 2.5 yıllık süreçte; bugün artık elimde sadece şüpheler değil, mahkeme kararları ve savcılık mütalaaları var. Ceza mahkemesine Çevre Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın da müşteki olarak dahil olması, davanın sadece şahıslara değil, kamusal zarara da sebep olduğunun bir göstergesidir.
Yargı sürecine bakınca; yeni binamız depreme dayanıklı diyorsanız bu fikrinizden şüpheye düşüp, belki de tabutlarda yaşıyoruz diyebilirsiniz. Elimdeki olayda kanıtlandı ki bu tabutların çivisi, bile isteye çakılıyormuş. Belki de halen çakılmaya devam ediliyor…
Bu çivileri çakanlara Dostoyevski’den bir alıntı ile son bir ultimatom vereceğim. Ya hatalarınızla yüzleşeceksiniz, ya da hatalarınızla yüzsüzleşeceksiniz. Cahil olmak ayrı, kötü olmak ayrı!
Mahkeme Tescilledi: Proje Değil, İhanet İnşa Edilmiş!
Aylarca bağırdım: "Bu binanın çatı katında 60 tane kolon eksik, insanları tabutlara yerleştiriyorsunuz" dedim. Belediye personeli yüzüme bakıp "Sıva altını göremiyoruz" diye dalga geçti. Oysa ki yapının inşaat halindeki fotoğraflarına bilgisayar başında bir tuşa basarak görebiliyorlardı.
Olayı gözünüzde daha iyi canlandırmanız için çatıyı taşıyan sistemi kırmızı ile renklendirdim.
Bu sistemin üzerine ise beton bloklar yerleştirildi.
Geldiğimiz noktada Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla tescillendi ki; o kolonlar gerçekten yok!. Sadece kolonlar değil; yangın yönetmeliği, engelli rampaları, su depoları... Nereden tutsanız elinizde kalan bir denetim mekanizması.
Belediye Kasasından "İhanetin Bedeli" Ödeniyor
Mahkeme, belediyeyi ve müteahhidi bu usulsüzlükten dolayı ağır bir maddi ve manevi tazminata mahkum etti. Bugün itibariyle, halkın vergilerinden oluşan belediye bütçesinden mahkeme masrafları ile beraber yaklaşık 1 Milyon TL (960.355,26 TL) ödenecek. Soruyorum: Birkaç memurun ve bir müteahhidin "duygusal" bağlarının faturasını neden Burdur halkı ödüyor?. Bu, düpedüz kamu zararı değil de nedir?. Bu arada mahkeme kararı kesinleşti fakat istinaf yolu açık, itiraz edildi. Buradan dönmez ama süreç kesinleşmedi vs. söylemleri çıkarsa da konuya odaklanın. Betonarme kolonların olmadığı bilindiği halde yapılara iskan izni verildi!!!
Savcı "Kasıt Var" Diyor, Belediye "Göreve Devam" Diyor!
· En acısı da ne biliyor musunuz? Cumhuriyet Savcısı, hazırladığı mütalaada bu memurların hata yapmadığını, kasten ve bilerek araştırma yükümlülüklerini yerine getirmediklerini, müteahhide ve arsa sahiplerine haksız menfaat sağladıklarını açıkça ifade etti. Savcılık mütalaasından bir kesit:
Mevzuat Açık, İrade Kayıp: Neden Susuyorsunuz?
Belediye başkanlarının, kurum içindeki çürümeyi durdurmak için 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 4483 sayılı Kanun’dan gelen çok net yetkileri vardır. Sayın Başkan, bu kanunlar size usulsüzlük yapan personeli görevden uzaklaştırma, idari soruşturma açma ve kamu zararının önüne geçme sorumluluğu verir. Ancak merak ediyoruz, mahkemenin "usulsüz" dediği, savcının "kasten yapıldı" dediği bu ağır tablo sonucunda idare içi soruşturma başlatıldı mı?. Görevi kötüye kullandığı savcılık mütalaasında eylemin kasten yapıldığına dair tespitlere yer verilen personelin halen imza yetkisiyle koltuğunda oturması, yasal yetkilerin halkın can güvenliği için değil, suçun üzerini örtmek için mi kullanıldığı sorusunu akıllara getiriyor. Kanun size "gereğini yap" diyor, siz ise "ölü taklidi" yapmaya devam ediyorsunuz.
Peki, Burdur Belediyesi ne yapıyor?
· Memurlar Halen Koltuklarında: Suçu "kasten" işlediği savcılıkça belirtilen teknik personeller halen görevlerinin başında, imzalarını atmaya devam ediyorlar. Kasten hastasını öldürmeye çalışan bir cerrahı ameliyata sokmak ne kadar mantıklı ise, bizimkisi de o hesap. Ülkemizde her ne kadar çirkin de olsa imar işlerinde hep bir rant, çıkar, fayda sağlayan gruplar olmuştur. Ama insan canına kast edildiği durumlar az görülür. Bu olayı sıradan bir yasa dışı olaydan çıkaran durum bilerek cana kastedilmesidir. Bu insanlar olaydan önce ve sonra yıllarca yapı kullanım izin belgeleri düzenlediler. Bütün işlemleri zan altında bırakıyor bu olay. Acaba onlarda da aykırılıklar var mıydı? Deprem bölgesinde çalışırken 3 ay önce iskan almış bir binaya ağır hasarlı raporu düzenlemiştik. Yeni binaların yıkıldığı da oldu pek tabi. Orada da işini yapmayan denetçiler vardı. Velhasıl yemeğin içinde kıl parçası görünce mide bulanır. Yediklerini düşünürsün ayrı bulanır, yerken bir daha çıkar mı diye düşünürsün apayrı bulanır. O hesap, bu kişilerce şimdiye kadar düzenlenen veya bundan sonra düzenlenecek bütün izinler artık şaibelidir. Yemeği pişirenler bone taksın bir zahmet, mide bulandırmayın.
Bir diğer konu ise kötülüğün bile bir sınırının olması gerekir. Tamam niyeti bozdun, kanunu çiğneyeceksin. Sebebi midemi bulandırır, irdelemiyorum ama sonucuna bakmak lazım. Sizin kırmızı çizginiz yok mu? Candan öte köy var mı?
Bu konu bitmiyor. İskan evrakını koca Burdur Belediyesi’nde bir inşaat teknikeri düzenliyor. Biten inşaatların son ve en önemli kontrolünü o kadar mimar, mühendis varken bir inşaat teknikerine emanet etmişler nedense. Tüketim toplumunun empoze ettiği bir şey de var. Herkes en iyisine layık. O yüzden herkes, her makamı kendisine yakıştırıyor. Kimse de vay bu iş beni aşar demiyor. Herkes en iyisine layık değil. En iyiler, en iyisine; en kötüler de en kötüsüne layık. Doğa ve evrim böyle işlemiş milyonlarca yıl. Kısasa kısas demişler. Sen kendini bil kendini, sen kendini bilmezsen patlatırlar enseni de demişler. Hak, hukuk, adalet derken, bu konudan da bahsetmişler..
Teknikerleri küçümsemiyorum elbet, çalıştığım çok yetenekli ve bilgili, uygulamaya benim diyen mimardan daha hakim tekniker arkadaşlarım var ama bu görev için uygulamaya hakimiyet yetmiyor ve çok can yakıcı. Canımızı emanet ettiğimiz yapıların son kontrolünü mühendis veya mimarlık disiplininden meslek erbapları yapmalıdır. Mobilet ehliyeti ile tır sürülmez. Açıklayıcı oldu herhalde. Sonuç olarak LİYAKAT çağrımızı yineleyelim.
Kamu çalışanları hem bilgi hem ahlaken beton gibi olmalılar. Güvenlik sadece kolluk kuvvetleri ile sağlanmaz. Her kamu personeli kendi yetki sınırları içinde mevzuatı işletirse güvenliği sağlamış olur. İşletmez kötülük yaparsa; vatandaşın içindeki kötüler, on mislini yapar. (imam-cemaat ilişkisi) Bu noktada efsane vali Recep Yazıcıoğlu’nun dediği gibi “Koltuktan güç alan değil, koltuğa güç veren bürokrat ve kamu çalışanlarına ihtiyacımız var.”
Bir de bu insanları, bu makamlara oturtanlar var ya!. Neyse…
· İskan Belgesi Halen İptal Edilmedi: Mahkemenin "usulsüz" dediği, savcının "suç unsuru" gördüğü o yapı kullanma izinleri halen yürürlükte. İnsanlar tabutlarında yattıklarından habersiz, çoluk çocuk uyuyorlar.
· İnsanlar Ölümü Bekliyor: O binalarda halen, hiçbir şeyden habersiz insanlar ikamet ediyor. Olası bir depremde beton paneller insanların üzerine çöktüğünde "kader" mi diyeceğiz, yoksa "belediye eliyle işlenmiş cinayet" mi?. En azından bilgilendirmesini yapayım da belediyemizin almadığı önlemi, binalarda ikamet eden insanlar alsın. Binaların yerini görselde paylaşıyorum.
İyi Kötü, Çirkin Yok
Felsefede zıtların birlikteliği olarak geçer, doğuda (anadolu değil daha da doğu, asyaya gidiyoruz) Ying-Yang olarak tanımlanır. Karşıtlıklar birbirini var eder. Bu dünyada iyilik diye bir şey var ise; kötülük de olmak zorundadır. Önemli olan dengenin iyilik tarafında olması. Ülkem çok güzel ve çirkinlik yok. Ama herkes biliyor ki kötülük baskın hale geldi. Bir defa geldiğimiz 4,3 milyar yaşındaki dünyada, pirinç tanesi kadar ömrümüzü tamamlayıp, defolup gideceğiz, 2 metrelik bir çukura gömüleceğiz. Bu süre zarfında size kalan iyi veya kötü tarafta olmayı seçmek.
2.5 yıllık süreçte yaşananları tahmin edersiniz. Vay belediye ile takışmışım da projelerimde sorun olacakmış vs. 2021’den beri aynı terane. Sorun yok, kitabına uygun işimizi yapıyoruz neticede. Kitabın dışından iş isteyen de bilir, bana gelmez zaten. Her şey yolunda. Desteğini çekmeyen, doğru yolda olduğuma güvenen, iyi tarafta olduğumu bilen güzel insanlara selam olsun. Belediye ile takıştın, biz tüccarız, paramıza bakarız. Dolayısı ile seninle çalışamayız diyen birkaç kişi oldu. Benden ırak olsunlar, iyi gün dostlarımı da tanımış oldum. Benimle çalışmaları ticaretlerini engellemiyor elbet ama birileri fısıldadı kulaklarına. Daha önceden de oldu muhtelif zamanlarda. Destek verme ona demişler, kulağıma geldi. Dediğim gibi omurga, karakter ve ahlak önemli. Güzel günleri, güzel insanların yüzü suyu hürmetine göreceğiz...
Hak arama konusunda da korku duvarları yıkılmalı artık. Çok iyi bilirim; sinerseniz zorba tepenize biner. Kamu kurumlarında çalışanların sanki sınırsız yetkisi varmışçasına, koca koca insanların el pençe divan durması çok garip. Kamu kurumları vatandaşa hizmet için var. Ve yapmaları gereken her şey mevzuatta tanımlı. İki kural var. Kanuna aykırı talepte bulunamazsınız ve idare kanuna uygun taleplerinizi yapmak zorunda. O kadar…
İhanetin Paydaşları
"Sadece Memur Değil, Arsa Sahibi de 'Kör' Olmayı Seçti!" "Bu ihanet sarmalında sadece müteahhit ve birkaç memur yoktu; maalesef kendi canını ve malını koruması gereken arsa sahipleri de bu 'karanlık kurgunun' birer parçası haline geldiler. Arsa sahiplerinden bazıları ve bazı yakınları bana ulaştı. Binanın statik kusurlarını, eksik kolonları anlatmama rağmen; hakkı ve doğruyu aramak yerine, usulsüz iskanın bir an önce çıkması için ısrarcı olundu. 'İmzayı at, işimiz görülsün de ne olursa olsun' mantığıyla, insan canını bir kenara itip rantın peşine düştüler. Kendi mülkünün tabuta dönüştüğünü bile bile bir mimara baskı yapmak, sadece vicdanın firari olması değil, ahlakın da iflasıdır. Ne uğruna? Üç-beş kuruşluk satış değeri için mi?"
Yılandan Korkmam Bilirkişiden Korktuğum Kadar
Hem tazminat davasında, hem ceza davası soruşturma aşamalarında hazırlanan bilirkişi raporları tamamen yalan ve düzmece raporlardı. Ne uğraştım ama. Sistem yavaş işlese de çalışıyor. Ama bilirkişiler, ama… İki konuda da yalan raporları ortaya çıkarttım. Biri Konya Bölgeden döndü, diğerinin ipliğini Burdur’da pazara çıkardım. Sade vatandaşın yargı sisteminde tıkandığı nokta tam olarak burası. İmar konularında hatalı bilirkişi raporlarını çürütecek uzmanlıkta avukatlık ofisi Burdur’da yok. Başka illerde de sayıca az, verdikleri hizmet pahalı.
Velhasıl hepsini hem savcılığa, hem de Antalya Bilirkişi Bölge Kurulu’na şikayet ettim. Sonuç mu? Hiçbir şey olmadı. Raporlardaki bariz, ispatlı yalan beyanlara rağmen kocaman bir hiç. (Ceza davası soruşturmasında rapor hazırlayan bilirkişilerin kış ortasında tayinleri çıktı ama bu da ceza sayılmaz zaten.) Bütün davaların en kritik noktası bilirkişi raporları ve bu raporları hatalı hazırlayanların yanına kaldı. Belki de yargı sisteminin en sakat ayağı bilirkişilik sistemidir. (İşini hakkı ile ifa eden, dürüst, ahlaklı, omurgalı bilirkişileri tenzih ederim. Hepsine ayrı ayrı saygılarımı sunarım.)
Bakanlık Denetimlerinden Sorunsuz Çıkılması
Her sorgulamamızda, ihtarımızda veya şikayetimizde idare tarafında hiç eksik olmayan bir savunma argümanı var. “Bakanlık tarafından denetleniyoruz, hiçbir eksiğimiz yok!” Bunu o kadar çok duydum ve o kadar çok eksiğiniz var ki. Hiçbir açığımız yok diyorlar ya, çırılçıplaksınız haberiniz yok. Veya kimse krala çıplaksın diyemiyor. Hikayedeki çocuk ben olayım “Kral çıplak!!” (Şov amaçlı yazmadım, denetim mekanizması kötü durumda.)
Velhasıl bakanlık incelemeleri ne şartta, nasıl yapılıyor bilemem. Ama en bariz örneği bu mahkeme kararında görüldü ki; usulsüzlük varmış ve denetime takılmamış. Dolayısı ile bana maval okumayın.
Başkan’a ve Şehre Çağrı
Sayın Belediye Başkanı, olaydan ilk günden beri haberdarsınız. Bu sessizlik neden? Bu usulsüz işleme imza atanları korumak, o tabut binaların altına imza atmak demektir. Unutmayın atalarımız “sütle giren huy, canla çıkar” veya “huylu huyundan vazgeçmez” demiş.
Bu konuya emsal bulmak gerekirse; Mansur başkan bir röportajında, “Soruşturma kararı alınan memurun görev yerini değiştiriyorum, aklanırsa geliyor aklanmazsa da cezasını çekiyor. Kimsenin vebalini alamam, herkes işini düzgün yapsın.” demişti. Soruşturma diyor, kovuşturmayı bile beklemiyor Mansur başkan. Tazminat davasını kazandım, ceza davasında ise soruşturma ve kovuşturma aşamaları geçti. Savcı mütalaasını açıkladı, son celsesi bekleniyor. İşlenen suç ortada. Değerli başkan süreci takip etmemişse bilgilendirmiş olayım…
Burdur halkı bilsin ki; cebinizden çıkan tazminatlar, canınıza kast eden, işini yapmayan bu memurların ve müteahhitlerin cebine giren haksız kazançların bedelidir. Sustukça, birileri cebini doldururken bizler enkaz altında kalacağız.
İşin en başında, iddialarımın arkasında durup, diplomamı yırtmaya hazırım demiştim ilk yazımda; peki siz vicdanınızı nereye sakladınız?.
Adalet yerini bulana, o iskan belgeleri iptal edilene ve cana kast edenler cezalarını çekene kadar durmayacağım, böyle biline…
mail: selim_kutlu@windowslive.com
Geçmiş Yazı Dizisi Bağlantıları :
1. Yazı linki
2. Yazı linki
3. Yazı linki
4. Yazı linki
5. Yazı linki
https://www.bomba15.com/selim-kutlu-yazdi-yozlasmanin-izleri-yazi-4-adaleti-beklerken