BURDUR HABERLERİ

Fevzi Çakar yazdı; Yeni Nesil Neden Çabuk Vazgeçiyor?

Fevzi Çakar yazdı; Yeni Nesil Neden Çabuk Vazgeçiyor?

Geçen hafta, yıllardır görmediğim bir büyüğümle kahve içerken laf döndü dolaştı gençlere geldi. Bir ara elini masaya vurup:

“Şimdiki gençler bir işte iki yıl durmuyor, ilişkide üç yıl. Sabır kalmamış.”

dedi.

Söyledikleri bana hiç yabancı gelmedi. Gerçekten de bugünün gençleri bizim kuşak kadar kolay kök salmıyor. İşini beğenmiyorsa değiştiriyor, yaşadığı şehirden memnun değilse başka bir yere gitmeyi düşünüyor, ilişkisinde mutsuzsa “Böyle gelmiş böyle gider” demiyor.

Tam başımı sallayıp hak verecektim ki kendi gençliğim geldi aklıma.

İşsiz kalma korkusu…

Evlenince “el ne der” düşüncesi…

Bir işi bırakınca yenisini bulamama endişesi…

Ve kendi kendime sordum:

Acaba onlar gerçekten daha mı sabırsız, yoksa bizim katlanma sebeplerimiz onlar için artık geçerli değil mi?

Bizim zamanımızda bir iş bulduğunuzda ona sıkı sıkı tutunurdunuz. Çünkü bıraktığınızda yenisini bulacağınızın hiçbir garantisi yoktu. Hele Anadolu’nun küçük bir şehrinde yaşıyorsanız önünüzdeki seçenekler zaten bir elin parmaklarını geçmezdi.

Evliliklerde de benzer bir taraf vardı. Elbette sevgi vardı, sadakat vardı, fedakârlık vardı. Ama kimi evliliklerin içinde ekonomik mecburiyet, aile baskısı ve “el âlem ne der?” korkusu da vardı.

Dolayısıyla bugün geçmişe bakıp her kalışı “sabır” diye okumak da doğru değil.

Bazen adına sabır dediğimiz şeyin içinde biraz da gidecek başka liman bulamamak vardı.

Bugünün gencinin önünde ise uçsuz bucaksız bir deniz var.

Telefonunu açıyor; onlarca iş ilanı, yüzlerce eğitim imkânı, başka şehirler, başka ülkeler, başka hayatlar…

Sosyal medyada birkaç dakika içinde kendisinden tamamen farklı yüzlerce hayat görüyor.

Bu yüzden artık yalnızca:

“Elimdeki iyi mi?”

diye sormuyor.

“Daha iyisi var mı?”

diye de soruyor.

Fakat tam burada başka bir tehlike başlıyor.

Seçeneklerin çoğalması insanı özgürleştirdiği kadar vazgeçmeyi de kolaylaştırıyor.

Bozulan eşyayı tamir etmek yerine yenisini alıyoruz. Bir video birkaç saniyede ilgimizi çekmezse kaydırıyoruz. Bir mekândan sıkılıyoruz, diğerine geçiyoruz.

Farkında olmadan hayatımıza yeni bir alışkanlık yerleşiyor:

Tamir etmek yerine değiştirmek.

Mesele, bu alışkanlığın eşyalardan insan ilişkilerine taşınması.

Çünkü insan, telefon değildir.

Evlilik bir uygulama değildir.

Dostluk, sıkıldığımızda kaydırıp geçeceğimiz bir video hiç değildir.

Üstelik bu kültürü yalnızca gençler yaratmadı. İş dünyasının kendisi de uzun süreli bağlılığı eskisi kadar garanti etmiyor. Dijital dünya hız üzerine kuruluyor. Başarı hikâyeleri bile çoğu zaman yılların emeğini değil, bir gecede gelen sonucu gösteriyor.

Eski kuşak daha yavaş akan bir nehirde yüzüyordu.

Yeni kuşak ise zaman zaman bir selin içinde yolunu bulmaya çalışıyor.

Bu yüzden eski kuşağın hatası bazen gereğinden fazla katlanmak, yeni kuşağın hatası ise gereğinden erken vazgeçmek olabilir.

Belki asıl mesele sabretmek veya vazgeçmek değildir.

Neye sabretmeye değer olduğunu bilmek, ne zaman gitmek gerektiğini anlayabilmektir.

Çünkü her kalmak sadakat olmadığı gibi, her gitmek de özgürlük değildir.

Bu yüzden gençleri “sabırsız” diye suçlamadan önce belki kendimize de aynı soruyu sormalıyız:

Biz gerçekten daha sabırlı mıydık, yoksa gidecek başka yerimiz mi yoktu?

#fevziçakar