Uyuşturucu meselesini konuştuğumuzda sesimiz hep aynı yankıda boğuluyor: Operasyon, yakalama, ceza. Oysa bu kelimelerin her biri, acı bir hikâyenin sadece son sayfasına aittir. Biz toplum olarak kitabın sonunu tartışmaktan, ilk sayfalarda neleri eksik bıraktığımızı, hangi satırları ihmal ettiğimizi görmez hâle geldik.
Asıl mesele, o son sayfadaki yıkıma gelmeden önceki o derin, sessiz boşluktur.
Kimlik Üretilemeyen Yerde Kimya Devreye Girer
Uyuşturucu bağımlılığı bir suçla değil, bir anlamsızlıkla başlar. “Ben kimim?” ve “Bu hayatta bir yerim var mı?” sorularına cevap bulamayan bir genç için madde; sahte, tehlikeli ama hızlı bir çözüm teklifidir.
Doğa boşluk kabul etmez; insanın kendi kimliğini inşa edemediği her yerde, kimya yönetimi ele alır.
Bugünün genci sadece sokakta değil, ekranların soğuk ışığında da kayboluyor. Dijital vitrinler yetersizlik hissini derinleştirirken, görünürdeki binlerce “bağlantı” aslında devasa bir yalnızlığı gizliyor. Bu yalnızlık, bağımlılığın en verimli zeminidir.
Mekânın Ruhu: Binalar Açık, Hayat Kapalı
Türkiye’nin bu mücadeledeki en büyük potansiyeli, aynı zamanda en çok ihmal ettiği alanıdır: Mekânlar.
Camiler: Sadece vaaz verilen yerler hâline geldiğinde, gençle arasına görünmez duvarlar örülür. Genç, kürsüden kendisine sesleneni değil, hayatın içinde yanında yürüyen bir rehber görmek ister. Cami; üretmenin, dinlemenin ve “birlik” olmanın merkezine dönmelidir.
Kıraathaneler: Adındaki “okuma” eylemini yitirip sadece vakit öldürülen alanlar olduğunda, kuşaklar arası köprüler de yıkılır. Oysa buralar tecrübenin gençliğe aktarıldığı birer “hayat mektebi” olmalıdır.
Gençlik ve Spor Merkezleri: En kritik halka burasıdır. Sorun bina inşa etmek değil, o binaların içine ruh yerleştirmektir. Spor kulüpleri sadece kupa kazananların değil, kaybettiğinde dağılmayan, disiplini ve aidiyeti öğrenen gençlerin evi olmalıdır.
Sözün Değil, “Hal”in Gücü
Bugün yaşadığımız en büyük kırılmalardan biri de rol model krizidir. Gençler artık söylenen söze değil, yaşanan “hal”e bakıyor. Ne yazık ki bazı mecralarda gençlerin önüne konan örnek figürlerin bizzat bu bataklıkla anılması, mücadeleyi baştan zayıflatıyor.
Gençlik şu soruyu soruyor: “Sen bana ne söylediğinle değil, nasıl yaşadığınla cevap ver.” Bağımlılıkla mücadelede nasihat eden değil eşlik eden, yukarıdan bakan değil yan yana duran insanlara ihtiyacımız var.
Gelecek Dosyası
Bir gencin sporla, sanatla ya da bir atölye üretimiyle gerçek bir bağ kurması, maddeye karşı örülebilecek en güçlü settir. Bir gruba ait olan, ürettiğini gören ve değer gördüğünü hisseden genç, zehre ihtiyaç duymaz.
Uyuşturucu meselesi bir asayiş dosyası değil, bu ülkenin gelecek dosyasıdır. Kaybedilen her gençle birlikte aslında bir öğretmeni, bir ustayı, bir anneyi veya babayı, yani ülkenin potansiyelini kaybediyoruz.
Sorumluluğumuz; kitabın son sayfasına bakıp yas tutmak değil, ilk sayfaları doğru ve dolu yazmaktır.
email: fevziçakar1515@gmail.com