BURDUR HABERLERİ

Fevzi Çakar yazdı; Meşguliyet: Modern İnsanın En Konforlu Yalanı

Fevzi Çakar yazdı; Meşguliyet: Modern İnsanın En Konforlu Yalanı

Sabah camdan dışarı bakıyorsun.
Yağmur yağıyor.
Hayat akıyor.

Ama insanın içinde garip bir sessizlik var.

Sonra gün başlıyor.
Telefon titreşiyor.
Mesajlar geliyor.
Toplantılar, işler, yetişmesi gerekenler…

Ve günün ilk cümlesi hazır:
“Çok meşgulüm.”

Bugün bu cümle, bir durum tespiti olmaktan çıktı.
Bir savunma mekanizmasına dönüştü.

Çünkü mesele yoğunluk değil.
Mesele kaçış.

Modern insanın en büyük problemi, işi çok olması değil;
kendisiyle baş başa kalamaması.

Boşluk artık korkutucu.
Çünkü boşlukta gürültü yok.
Bahane yok.
Oyalama yok.

Sadece sen varsın.

İşte bu yüzden takvimler doluyor.
Ekranlar susmuyor.
Bildirimler kesilmiyor.

Bir sistem kurulmuş:
Sürekli meşgul ol,
ama asla kendine dönme.

Bugün meşguliyet bir ihtiyaç değil,
bir kimlik haline geldi.

“Yoğunum.”
“Çok çalışıyorum.”
“Hep aktifim.”

Bunlar artık üretimin değil,
görünmenin dili.

İnsan üretmek için değil,
geride kalmamak korkusuyla hareket ediyor.

Ama kimse şu soruyu sormuyor:
Nereye yetişiyoruz?

Çünkü acı gerçek şu:
Koşuyoruz… ama yönümüz yok.

Meşguliyet bize bir illüzyon sunuyor.
“Hayatın içindesin” diyor.

Oysa çoğu zaman insan,
kendi hayatının sadece etrafında dönüyor.

Yoruluyor.
Tükeniyor.
Ama ilerlemiyor.

Ve en tehlikelisi şu:
Bunu fark etmiyor.

Çünkü modern çağ, boşluğu değersiz ilan etti.

“Hiçbir şey yapmıyorum” diyen birine tahammül yok.
Hemen bir şey önerilir:
“Bir işle uğraş.”
“Kendini geliştir.”
“Boş durma.”

Oysa insanın en çok geliştiği yer,
tam da o “boş” denilen alandır.

Çünkü orada insan ilk defa şunu duyar:
Kendi sesini.

Ama biz o sesi bastırıyoruz.
Ekranla.
İşle.
Kalabalıkla.

Sonra da diyoruz ki:
“Çok yoruldum.”

Hayır.
Yorulan beden değil.

Yorulan,
hiç durmadan meşgul edilen
zihindir.

Bugün asıl mesele şu:

Vaktimizin olmaması değil.
Kendimize ayıracak cesaretimizin olmaması.

Belki çözüm daha fazla çalışmak değil.
Daha fazla üretmek değil.

Belki çözüm,
küçük bir boşluk açmak.

Durmak.
Sessizleşmek.
Ve şu soruyu sormak:

“Ben gerçekten neyin içindeyim?”

Çünkü insan,
kendiyle oturamadığı sürece
hiçbir yere varamaz.