BURDUR HABERLERİ

Fevzi Çakar yazdı; Gönlümüzdeki Mezarlık

Fevzi Çakar yazdı; Gönlümüzdeki Mezarlık

Hayat garip bir yolculuk.

Başladığında yanında kimlerin olacağını bilmezsin. Biterken de kimlerin kaldığına şaşırırsın.

Bu yolculuk boyunca bazen yeni insanlar girer hayatımıza, bazen de yıllardır yanımızda olan insanlar sessizce çıkar gider. Kapıyı çarpmadan, veda etmeden. Sadece bir gün bakarsın, yerleri boştur.

Kimi gelişiyle evimize neşe getirir.

Kimi bir dost olur, bir sırdaş olur.

Gecenin bir vakti aradığında telefonu açan, iki cümlesiyle içini rahatlatan insanlar vardır. İnsan onların kıymetini çoğu zaman varlıklarında değil, yokluklarında anlar.

Ama her gelen böyle değildir.

Bazıları hayatımıza huzur değil, yük getirir.

Yanındayken bile insanı yorarlar. Ayrıldıktan sonra neden yorulduğunu daha iyi anlarsın.

Kırgınlık bırakırlar.

Hayal kırıklığı bırakırlar.

Bazen de sana kendinden şüphe ettirirler.

İnsan zamanla şunu anlıyor:

Hayatımıza giren de çıkan da boşuna değildir.

Her insanın bir görevi vardır.

Kimisi sevgiyi öğretir.

Kimisi güvenmeyi.

Kimisi sabretmeyi.

Kimisi de kimlere güvenmememiz gerektiğini...

Eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel'e atfedilen bir söz vardır:

"Gönlüm Karacaahmet Mezarlığı gibi; o kadar çok insan gömdüm ki..."

Bu sözü ilk duyduğumda uzun süre aklımdan çıkmamıştı.

Çünkü biraz düşününce insan kendi hayatında da benzer bir mezarlık olduğunu fark ediyor.

Bir zamanlar baş tacı ettiğiniz insanlar olur.

Sofranızı paylaştığınız...

Derdinizi anlattığınız...

Mutlu olduğunuzda ilk aradığınız...

Başınız sıkıştığında kapısını çaldığınız insanlar...

Sonra bir gün bakarsınız ki artık yoklar.

Belki hâlâ hayattalar.

Belki aynı şehirde yaşıyorlar.

Belki ara sıra karşılaşıyorsunuz.

Ama gönlünüzdeki yerleri çoktan kapanmış.

Bazen insan bir dostunu kaybetmiyor.

Dost bildiği kişiyi kaybediyor.

İşte insanı en çok yaralayan da bu oluyor.

Fakat yıllar içinde başka bir gerçeği de görüyorsun.

Hayatımıza giren bazı insanlar nasıl bir nimetse, hayatımızdan çıkan bazı insanlar da bir nimettir.

Çünkü herkes yanımızda kalmak için gelmemiştir.

Bazıları sadece bir süreliğine uğrar.

Bir mevsimlik misafir gibi...

Gelir, bir şey bırakır ve gider.

Bazı vedalar kayıp değil, kurtuluştur.

Bazı ayrılıklar ceza değil, korumadır.

Bazı kapılar kapanır ki insan yanlış odalarda ömür tüketmesin.

İlk zamanlarda bunu anlamak kolay olmuyor.

Önce kırgınlık geliyor.

Sonra sorular geliyor.

En son anlam geliyor.

İnsan ancak biraz zaman geçince bazı vedaların neden gerekli olduğunu görebiliyor.

Bu yüzden artık selamı sabahı kesip giden insanlara eskisi kadar üzülmüyorum.

Gitmek isteyen gidiyorsa, bazen yolu açmak en doğru şey oluyor.

Çünkü tutmaya çalıştığın bazı insanlar, aslında gitmesi gereken insanlardır.

Hayat dönüp dolaşıp insana şunu gösteriyor:

Herkesi yanında tutamazsın.

Herkesi mutlu edemezsin.

Herkesi ikna edemezsin.

Ve en önemlisi, herkesle aynı yolda yürüyemezsin.

Bazı insanlar hayatına eşlik etmek için gelir.

Bazıları ise sana bir şey öğretip gitmek için.

Gidenin ardından üzülmek insana mahsustur.

Ama gitmesi gerekeni uğurlayabilmek olgunluğa mahsustur.

Çünkü hayatın yükü, yanımızda kalanlardan çok, gitmesine rağmen taşımaya devam ettiklerimizden oluşur.

Belki de huzur, gönlümüzdeki mezarlığı boşaltmak değil; orada yatanlarla barışıp yoluna devam edebilmektir.

Ve insan olmanın belki de en zor tarafı budur:

Hem hatırlamayı bilmek...

Hem de gerektiğinde bırakabilmek.