Burdur geri kalmış bir şehir değil; yerinde sayan bir şehir.
Bu iki kavram arasında uçurum vardır. Geri kalmışlık imkânsızlıktır; yerinde saymak ise imkânın içinde yönsüz kalmaktır.
Burdur, avucunda paha biçilemez bir elmas tutan ama onu nasıl işleyeceğini bilemeyen kadim bir zanaatkâr gibi bekliyor.
Cebinde altın var. Ama yatırım yapacak cesareti mi eksik, yoksa rotası mı belirsiz?
HAM MADDE ZENGİNLİĞİ, MARKA FAKİRLİĞİ: SÜT VE MERMER
Burdur’da süt var; hem de nehirler gibi akıyor. Ama o sütün üzerinde Burdur’un mührü yok.
Bizim sütümüz tankerlere yüklenip gidiyor, başka şehirlerin fabrikalarında marka oluyor ve süslü ambalajlarla geri dönüyor.
Köylü yoruluyor, aracı kazanıyor; şehir sadece üretim rakamlarında büyüyor.
Aynı hikâye mermerde de var. Bucak’tan Yeşilova’ya kadar her yer mermer.
Ama biz hâlâ mermeri taş olarak satıyoruz.
Oysa bir şehri zengin eden ham madde değil; o maddeye katılan anlam, tasarım ve estetiktir.
BİR VİTRİN DEĞİL, BİR ARŞİV
Sagalassos, Kibyra, İncir Han, Susuz Kervansarayı ve İnsuyu Mağarası…
Burdur bir geçiş noktası değil; insanlığın hafıza merkezidir.
Ama bu değerler yaşayan hikâyelere dönüşmedikçe tozlu raflarda kalır.
SALDA: BİR MANZARA MI, BİR SINAV MI?
Salda sadece bir göl değil; Burdur’un vizyon sınavıdır.
Onu korumanın yolu, Burdur’un tamamını değerli kılmaktan geçer.
TEK BİR TABAK DEĞİL, MUAZZAM BİR SOFRA
Dirmil’in kebabı, Gölhisar’ın kavurması, Yeşilova’nın kıymalı tostu,
Ağlasun’un alabalığı, Hacılar’ın üzümü…
Burdur sadece doyurmaz, dinlendirir.
ÜNİVERSİTE: MİSAFİR Mİ, REHBER Mİ?
Bilgi sahaya, tarlaya, ahıra inmiyorsa gelişme olmaz.
Üniversite şehrin rehberi olmalıdır.
Burdur’un sorunu kaynak değil; yön.
Bir şehir ya büyür ya da bir anı olur.
Zaman, yerinde sayanı beklemez.
e-mail: fevzicakar1515@gmail.com