22 Ekim 2019 Salı

  • 5,837 TL
  • 6,500 TL
  • 279,09 TL
  • 98.012
ÖMER BÜTÜNER

ÖMER BÜTÜNER

av.omerbutuner@gmail.com
03 Ekim 2019 Perşembe 15:18

REİSİN HAKKINI REİSE VERELİM AMA

Geçen hafta Reisten BM genel kurulunda tarihe geçen bir konuşma dinledik. Kendisi ile ne kadar gurur duysak azdır. Zira bir kez daha yüksek perdeden dünya mazlumlarının gür sesi olduğunu cümle aleme ilan etti. Kendisini eleştirmeye ve bu konuşmayı hazmetmeye çalışanlar bile konuşmayı değil ama söylenenleri hayata geçiremediğinden filan bahsettiler. Kimse bu söylenen sözler yanlıştı demedi,  diyemedi. Hatta hakkını teslim eden çokça cümleler duyduk. Reisin o makamı en iyi temsil eden kişi olduğunu ve devam etmesinin gerektiğini söyleyen CHP li dostlarım vardı mesela.

 

Beklentimiz BM de yakalanan ivmenin ülke ekonomisine de olumlu uansımalarının olması pek tabiki.

Zira lokantanın aşçısı ne kadar mükemmel olursa ve lokantada ne kadar mükemmel yemekler yapılırsa yapılsın cebinde parası olmadığı için bu yemeklerden yiyemeyen ve lokantaya dışarıdan bakan biri için bu mükemmelliğin bir önemi yoktur.

 

Geçen haftaya damga vuran bir diğer husus da araçlarda sigara içenlere uygulanan para cezaları idi.

Öncelikle şunu ifade edeyim. Ben sigara kullanmıyorum. Sigaraya Reis ne kadar karşıysa ben de o kadar karşıyım. Evimde kimseye sigara içirtmem,  işyerimde sigara içirtmem,  arabamda da sigara içirtmem.

Ancaak kendi açımdan durum bı şekilde olmasına rağmen kişilerin kendi araçlarında, kendi iş yerlerinde ve kendi evlerinde sigara içmesine karışılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sigara ile mücadele yöntemi bu olmamalı. Kaş yapalım derken göz çıkarmak durumunda kalmayalım.

 

Ak Parti iktidarımız,  paralı poşet uygulamasını iyi anlatamadı, bedelini yerel seçimde ödedi.

Şimdi benzer bir durum sigara yasağı için sözkonusu. Umarım bu yasağın bedelini de genel seçimde ödemezler. Bu şekilde görüyorum çünkü Ak Parti kurulduktan sonra başka bir partiye oy vermemiş onlarca kişiden benzer tepkiler aldım. Gerekçe ne kadar haklı olursa olsun, ne söylediğin değil nasıl anlaşıldığın önemlidir.

 

Reisi seviyoruz ve BM de kabaran göğsümüzün sigara dumanıyla heba olmasını istemiyoruz.

Sözün burasında Ak Partimiz içinde oluşan en önemli hastalıklardan birisinin de her eleştiren kişinin partiyle bağını koparacağını sanmalarıdır. Kendi adıma söylüyorum eleştiriyorum ama bir yere gitmeye niyetim yok. Amacım, 18 yıldır ülkemize başarıyla hizmet etmiş partimizin daha uzun yıllar hizmetlerine devam etmesidir. Eleştiri olmazsa asıl o zaman başarılı olunma şansı ortadan kalkar. Unutmamak lazım her eleştiren düşman değildir,  her öven de dost değildir. Tıpkı Mevlananın Dik kuyruklu fare hikayesinde olduğu gibi. Madem yine hikayeye geldik. Dik kuyruklu fare hikayesiyle yazımızı bitirelim

 

Vakti zamanında, ormanda bütün hayvanların yaka silktiği bir fare yaşamış. Havalı, kibirli, her an bir hayvana musallat olan, kuyruğu dik bir fare… Kusların yuvasını pisler, maymunun kuyruğunu ısırır, tavşanı korkutur, tilkinin başını şişirir. Orman hayvanları illallah demişler farenin elinden.

Bu böyle devam edemez!

Sonunda hayvanlar aralarında bir heyet kurup, ormanın kralı olan aslana gidip bu duruma bir çare bulmasını istemişler. Bütün hayvanlar toplanmış, hepsi bir teklifte bulunmuş. Söz en sonunda kediye gelmiş.

 

“Saygı değer kralım onu bana bırakın, zaten ezelden düşmanız”

Hiç kimse itiraz etmeyince kral mecbur kalmış ve basını sallayarak bu öneriyi onaylamış. Kedi hemen yeni görevine koşmuş. Ormanın her yerinde fareyi aramaya başlamış. Fare bütün olanlardan habersiz, bir ağacın altında oturmuş, yeni planlar kurmakla meşgulmüş. Kuyruğunu dikmiş kendi kendine konuşuyor sinsi sinsi gülüyormuş. Ansızın beliren kediyi fark edince, fare şimşek gibi kaçmaya başlamış. Önde, kuyruğu havada dik fare, peşinde, görev askıyla yanan kedi, ormanın kıyı köse her yanına koşturup durmuşlar. Nihayet düz bir ovaya gelmişler. Fare sağa sola bakar, ama kaçıp saklanacak bir yer yok. Karşıda otlayan sadece bir inek var. Nefes nefese ineğin yanına koşar, yalvarır, yakarır, kendisini saklaması için medet diler. Fakat zamanında ineğinde canını çok yaktığı için, inek yardım etmek istemez.

Özür diler, diller döker, ağlar kuyruğu dik fare...

 

“Ben ettim sen etme, söz bu beladan bir kurtulayım, seni bir daha rahatsız etmem”

 

İnek acır. Peki der, geç arkama. Ve farenin üstüne “şey” eder.

Kedi düzlüğe vardığında, nefes nefese duraklar, her taraf dümdüz, inekten başka kimsecikler yok. Son takatle ineğin yanına geldiğinde, daha bir şey sormaya gerek kalmadan, baslar kedi sırıtmaya...

Manzara şu: Dümdüz ova, ineğin arkasında taze bir “şey” kümesi, onun içinde de dik bir kuyruk!

 

Kedi yavaşça yaklaşır ve fareyi bir hamleyle parçalar.

 

 Mevlana,  bu hikâyeden üç şey anlamak lazımdır diyor.

 

1-Sana her “şey” atan senin düşmanın değildir.

 

2-Seni “şey” den çıkaran herkes senin dostun değildir.

 

3-Bu kadar “şey”in içinde kuyruğu dik gezmenin  alemi ne.

 

Sağlıcakla kalın

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR